Koltuk Sevdası

Rahmetli Kemal Sunal’ın ” Koltuk Belası ” isminde çok güzel bir siyasi eleştiri yaptığı filmi vardır.

Bu film, pozisyonunun çok da bir önemi olmaksızın bir yöneticiliğe başlamış siyasinin mevcut pozisyonunu korumak adına geçirebileceği değişimleri bizlere koltuğun gözünden trajikomik bir biçimde aktarır. Yazıya bu film örneği ile başlamak istedim.

Koltuk Belası film afişi, Kemal Sunal'ın büyük bir kalabalığın önünde poz verdiğini gösteriyor. Arka planda mavi bir gökyüzü yer alıyor ve büyük harflerle 'KOLTUK BELASI' yazısı öne çıkıyor.

Özellikle konumunu kaybetmeye yakın siyasetçilerde bu koltuk sevdasını görüyoruz. Çünkü koltuk güçtür,itibardır,korumalardır,arabalardır ve maddi kazançlardır.

Belli bir yaşın üzerindeki siyasetçilerde gördüğümüz bu sorunun temelinde sıfıra inme korkusu yatar. Bu zamana kadar bir çok başarıya ulaşıldığına (göreceli) inanan ama artık yaşı geçmeye başlayan siyasetçi artık çok fazla bir karşılığı olmadığını içten içe bilmesine rağmen durumu kabul etmez ya da etmek istemez…

Kişi yaşlanmıştır, artık heyecan üretemiyordur tekrara düşmeye başlamıştır,başarı skalası değişmiştir ve toplumun sesini duymuyordur… Belki duyuyordur ama etrafında ondan faydalanan gruplar O’nu ”inandırmaya devam ediyordur.”

Halka kulak vermeyen,talepleri duymayan,dertleri görmeyen R siyasetçisi giderek baskıcı ve yasakçı bir yönetici halini alır. En doğru kendisidir, en iyi kendisi yapar, ‘O’ giderse felaket olur, mutlaka kalmalıdır ki büyük hedeflere ulaşılsın büyük kazanımlar sağlansın. Çünkü O’nun gördüğü yada görmek istediği ve O’na izletilen tablo böyledir. Gerçek bambaşkadır ve sadece ortaya çıkacağı günü bekliyordur.

Şimdi de K siyasetçisini düşünelim. Bir zaman sonra hırslarının O’nu yönetmesini engelleyemeyen K siyasetçisi sakinliğini,duruşunu kaybederek bir zamanlar beraber yol yürüdüğü diğer siyasetçilere karşı yenilgisinden dolayı tamamen farklı bir profile bürünür ve yapmaz denilen ne kadar davranış varsa yapar. Bunun sonucunda da farklı olduğunu söyleyen K siyasetçisi de R siyasetçisine benzemiş olur…

Hikaye hepimize özellikle bu günlerde tanıdık gelmiştir…

Klasik kırmızı deri ofis koltuğu, döner taban ve tekerleklerle.

Mutlak Yozlaşma

”Güç yozlaştırır,mutlak güç mutlaka yozlaştırır.”

Türk siyasi tarihinin en zor günlerini en karanlık günlerini ve kara bulutlar dağıldığında üzerine kitaplar yazılacak belgeseller yayınlanacak günlerini hep birlikte yaşıyoruz.

Darbeler artık tanklarla yapılmıyor. Darbeler artık kararla, ‘hukukla’ yapılıyor. 

Filmi geriye saralım ve üç sene kadar öncesine gidelim.

2023 Seçimlerini hatırlayalım. En zor dönemlerinden birinde olan iktidar ve artık güçlü bir şekilde değişim isteyen bir muhalefet tablosu vardı. Gençler değişim istiyordu,kadınlar değişim istiyordu, halk değişim istiyordu.

Değişim zamanı mıydı? Bence malum dönem zaten hiç başlamamalıydı ama evet her seçim olduğu gibi bu sefer de zamanıydı.

Ana muhalefet partisi olan CHP en güçlü parti ve Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu en güçlü aday gözüküyor %60’lar ilk turlar havada uçuyordu…

Sonuç mu? AKP 1.Parti ve Erdoğan iktidarı da devam ediyor.

Bu sonuç muhalefette çok büyük hayal kırıklığı ve artık engellenemez bir öfke patlaması yarattı. Oklar Kılıçdaroğlu’na çevrildi. Öyle ki artık bu sefer CHP’nin okları da Kılıçdaroğlu’na döndü…

Seçimin ertesi günü büyük umutsuzluk ve öfke devam ederken İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu umut ve değişim temalı bir video yayınladı hepimiz hatırlarız. İşte kıvılcım burada yandı.

4 Kasım 2023

CHP Olağan Kurultayı yapıldı. Değişim kazandı. 13 yıllık Kılıçdaroğlu dönemi sona ermiş ve Özgür Özel, başta Ekrem İmamoğlu’nun da desteği ile parti tabanı değişim isteği ve delegelerin de iradesiyle Genel Başkan olmuştu…

31 Mart 2024

CHP 1. Parti

Aslında sorun da tam bu yüzden… 2024 seçimlerinde yapılan yerel seçimlere yeni kadroları ile giren CHP seçimi kazandı. AKP ilk kez 2. Parti oldu. Zaten sorun da burada başladı. Bu dönemin hemen ardından üst üste başlayan operasyonların dev adımı 19 Mart günü artık Cumhurbaşkanı Adayı da olan Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve takip eden günlerde bugün hala tutuklu olmasına sebep olan kararın çıkmasıyla atıldı.

Ve mutlak butlan…

Türk siyasi tarihinde bir kurultay sonucunun aradan 2.5 yıl geçmesinin ardından değiştiği hiç görülmemişti…

Yenilgi hazmedilemedi ‘itiraf’ adı altında söylemler başladı dosyalar büyüdü… Süreç devam ederken ortaya çıkıp net bir tavırla ‘hayır’ demesi gereken Kılıçdaroğlu, duruma yönelik desteğini belirtmekten hiç geri durmadı… Bu gelişmeler tek adam yargısı ile de birleşince bugünkü sonuca ulaşıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu, 13 sene Genel Başkanlığını yaptığı partinin genel merkezini polis zoruyla boşalttıran bir siyasi olarak, partinin değişim iradesine saygı göstermeyen bir önceki Genel Başkan olarak tarihin O’nu hiç affetmeyeceği bir pozisyona geçmiş oldu.

Bu karar hukuksal olarak ‘geçerlileştirilmiş’ olsa da vicdanlarda hiçbir zaman tanınmayacak. Sokağın sesi sandığa yansayacak.

Bugün değilse bile elbet çok yakın..

CHP parti binasının önünde, polis kalkanları tutan güvenlik güçleri.

“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller”

Ben Doruk Çanakçıoğlu. 9 Nisan 2002 İstanbul doğumluyum. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden 2025 yılının Ocak ayında mezun oldum.

Lise çağlarımda başlayan okuma, sorgulama ve yazma isteği benim gazetecilik yoluna girmemi sağladı. Bu meslek benim için puanımın yettiği herhangi bir bölüme girme zorunluluğu ya da sadece diploma almak (var olan diplomamın da malum garantisi yok ya…) amacıyla seçilmiş bir meslek değildir.

Her şeyden önce vatan sevdasıyla başlayan bu yolda sorgulayarak, araştırarak, okuyarak “Özgür Basın”ın kıymetini ve gerekliliğini bilerek yazacak ve düşüncelerimi paylaşacağım.

Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” düşüncesinin sitenin ismine ilham kaynağı olduğunu ifade ederek yazımı bitirmek isterim.

Hoş geldiniz.