Kategoriler
Blog

Üniversiteler İşlevini Görüyor Mu?

Ülke sınırlarımız içerisinde ve günümüzde evlat sahibi vatandaşlarımızın lise sonrası birer gereklilik olarak gördükleri üniversiteleri her birey farklı biçimde göz önüne alabilir. Ancak bu kurumların genel maksatları; piyasalar için kaliteli ve nitelikli bireyler yetiştirmek, sahip olunan evrensel ve ulusal bilgi birikimini daimi olarak ilerletmek ve dünyamızı ve ülkemizi daha yaşanabilir birer medeniyet haline getirmektir. Bu tanımların somut örnekler ile pek uyuşmadığının hepimiz farkındayız. Peki nerede yanlış yaptık?
Türkiyede 1990’lardan itibaren üniversite açma furyasının oluştuğunun hepimiz farkındayız. Yetkililerin zekice bir hareket olarak gördüğü metre kare başına üniversite açma politikalarının sonucu maalesef yanlış değerlendiriliyor. Bu yönelimle iddia edilen getiri ailelerin yanında olan öğrenciler ülke boyunca dağıtarak onları harcama yapmaya teşviklendirmek ve bölge ekonomisinin kalkınmasını sağlamak. Mevcut iktidarın yol ve altyapı yapımı gibi piyasaya para sokma maksadıyla harcama yapma stratejisinin hepimiz farkındayız. Uluslararası alanda da dile getirilen bu ekonomi politikaları nispeten başarısını göstermiştir. Lakin yol köprüye ödenen bedelin bir karşılığını somut olarak görüyoruz ve ondan faydalanabiliyoruz. Peki öğrenciye ailesi ve devlet tarafından harcanan para nereye gidiyor? Üniversiteye bilim üretmek ve nitelikli eleman yetiştirmek için yerleştirilen akademisyenler görevlerini yerine getiriyor mu? Yetiştirilen diplomalı bireyler verilen değeri alıyorlar mı? Bu soruları cevaplandırdığımızda uygulanan politikaların yanlışlığının farkına varmak çok da zor olmasa gerek.
Elektroniklerin hayatımıza girene kadar geçimini tarım ile sağlayan Anadolu insanı zor yaşantılarının sonucu olarak verdikleri uğraşların karşılığını alamayışın yıllarca acısını çekmişlerdir. Bu karşılıksız köle gibi çalışmaya çözüm olarak anne babalarımız eğitim öğretimi haklı olarak şartsız bir gereklilik olarak görmüşlerdir. Ancak yanıldıkları bir husus var: Üniversitede geçirilen zaman dilimi eğitim öğretime dahil mi? Geçmiş öğrenim yıllarında başarılı olmuş öğrencilerin dışında ortalama ve bu düzeyin altında olan bireylerin üniversite adında 4 yıllık okullara gönderilmesi çeşitli nedenlerden ötürü son derece yanlıştır. İlk olarak annesinin ders çalışıyor, devletin sağladığı bursu öğrenimine yönelik harcıyor olarak düşündüğü bu öğrenci kılıklı başıboş kişi gece yatarken bir sonraki gün sarkıntılık yapacağı kızı, sabah 9’daki sınavı kopya ile nasıl geçeceğini ve gelen burs parasını alkole mi yoksa sigaraya mı harcayacağını düşünüyor. Konuştuğu lafların bile dikkate alınamayacağı bu aşağılık insanlar meslek edinme uğraşları yerine vakitlerini bir fincan kahvenin etli bir öğün yemek değerinde olduğu kafelerde geçiriyorlar. Ne yazikki gençlerimiz hayatlarının epey bir boş vakte sahip olduğu 4 senelik kısmını kendine katma değer sağlamak üzere harcamıyorlar.
Mimarlık, mühendislik, öğretmenlik aklınıza gelebilecek herhangi bir mesleğin sahibi olacak öğrencilerin 4 sene boyunca okutulması ağır bir maddi yüke, öğrenci aile arası ve öğrenci memleket arası bir özleme, en önemlisi de 4 yıllık bir zaman kaybına neden oluyor. Karşılığında ise öğretmenseniz atanmayı bekleme hakkında, mühendisseniz bir şirkete iş başvurusunda bulunan 100 kişinin arasında olma hakkında, mimarsanız da kapısının bir işveren tarafından çalınmasını bekleyen birey olma hakkına sahip oluyorsunuz. He birde diplomayı unutmayalım.
Tüm bunlar öğrencilerin suçu değil elbette. Yine aynı üniversitelerde bir derse girdiğinizde hoca denilecek kişilerin sorumlu oldukları alanlarda ders verecek kadar bilgi sahibi olmadıklarını görebilirsiniz. Bilim üretmekten, anlatılacak konuya çalışmaya zaman bulamayan bu bilim insanlarımız aynı zamanda yetiştirmeleri gereken öğrencileri de irtibat kurulması gereksiz insanlar olarak görüyorlar. 2022-2023 döneminde yaklaşık 185 bin kadar sayıda akademisyenin iş başında olduğu görülmüş. Peki soralım sizlere ders anlatmayı sınıfta geçirilecek zorunlu bir süre olarak gören bu 185 bin kişinin büyük kısmının ürettiği bilim nerede?
Devlet yetkilileri siyasette kimin altında kimin üstünde olduğunuzu düşünmek yerine attığınız ve atacak olduğunuz adımların etkilerini hesaplayınız. Diplomayı aldıktan sonra hiçbirşey olamayacak bir birey için hem milli bütçeden hem de aileden milyonlar harcanıyor.
4 sene sonra çocuğunuzun ağlayarak atama beklediğini görmek istemiyorsanız, bir işin ucundan tutmasını öğretin.

Kategoriler
Blog

Dünyanın Rezerv Parası : Doların Hükümranlığı

Bir para düşünün ki dünyanın her yerinde kabul görüyor , alınıyor , satılıyor , stok yapılıyor , tüm dünya bankalarının ve devletlerinin rezervlerinde istisnasız bulunuyor hatta bazı yerlerde sözde ‘yatırım’ olarak görülüyor ; evet doğru bildiniz bu kağıt parçası Amerikan dolarından başkası değil . Peki bu özünde değersiz bu kağıt parçası nasıl oldu da tüm dünyayı hükümranlığı altına aldı , nasıl temel rezerv para haline geldi ?

2023 yılı itibariyle uluslararası alanda yapılan her beş ticaretten üçünde dolar kullanılıyor. Yalnızca bu veri bile durumun vahametini ortaya koymakta. Diğer tüm para birimi ve ödeme yöntemlerine açık ara fark atan doların ve diğer banknotların tarihine bir göz atalım.

Bildiğiniz üzere insanlar  ilk zamanlarında kendi ihtiyacı olan materyalleri doğadan kendileri temin ediyorlardı , fakat insan sayısı artış gösterdikçe değişen hayat koşulları nedeniyle bir insan kendi yaşamı için gerekli olan tüm materyalleri kendisi üretmekte yetersiz kaldı , bunun sonucunda takas usulü ortaya çıktı. Takas usulü ile insanlar kendilerinde olmayan ve ihtiyaç duydukları malzemeleri birbirleri ile değiş tokuş ederek ihtiyaçlarını karşılamaya başladılar , fakat zaman ilerledikçe bu yöntemin çok da iyi bir yöntem olmadığı ortaya çıktı . Örnek vermek gerekirse diyelim A kişisinin bir evi var ve bu evi satmak istiyor , B kişisi A ya gelerek evini almak istediğini söylüyor , A , B ye evimin karşılığında ne verebilirsin diyor B de misal 10 adet büyükbaş hayvan vermeyi teklif ediyor ; peki ya A nın büyükbaş hayvana ihtiyacı yoksa ? Hayvanlara bakmak istemiyorsa ?  Bu durumda A hayvanlar ile evi takas ettikten sonra kendi ihtiyacı olan malzemelerin karşılığında büyükbaş hayvan kabul eden birini bulması lazım ki ihtiyaçlarını giderebilsin , bu da zahmetli bir durum . Bundan dolayı insanlar alışverişlerinde karşıdakine verdiğinde veya karşısındakinden aldığında herkesin kabul edeceği bir meta aramaya koyuldular .

Bu noktada ortaya altın , gümüş , bakır gibi değerli madenler keşfedildi , insanlar bu madenleri şekillendirerek kendi aralarında ticaretin birimi olarak kullanmaya başladılar ve bu şekilde ilk paralar oluştu .

M.Ö 7.yy da ilk altın ve gümüş paralar Lidya’da ortaya çıktı(Lidya günümüz Anadolu coğrafyasının batı kesimlerine tekabül eden bir bölgedir.).Paralar, Lidyalılar tarafından ele geçirilen altın ve gümüş madenlerinden yapılmıştı. Bu paraların her birinin üzerinde, krallığın sembolü olan bir aslan figürü bulunuyordu . Bu, para birimi standartlarını ve paranın gelişimini başlattı .

Antik Yunanistan ve Roma İmparatorluğu döneminde ise altın ve gümüş paraların kullanımı yaygınlaştı. Bu dönemde, sikke olarak bilinen bir tür para kullanıldı. Sikke, üzerinde devletin sembollerini taşıyan küçük, yuvarlak parçalardı. Roma İmparatorluğu, sık sık para birimini değiştirdi ve birçok farklı para birimi kullanıldı .

Değerli madenlerden yapılan paralar İslam coğrafyasında da kullanıldı , Efendimiz(s.a.v) zamanında kullanımda olan üç farklı para bulunuyordu: Roma İmparatorluğuna ait altın dinar , Pers İmparatorluğuna ait gümüş dirhem ve yine Pers İmparatorluğuna ait bakır fülus . Müslümanlar da devletleri güçlendikten ve genişledikten sonra Hicri 77 – Miladi 695 tarihinde kendi altın paralarını basmaya başlamışlardır .

Bu süreçte başta Çin topraklarında olmak üzere yerel olarak ilk banknot diyebileceğimiz kağıt para örnekleri ortaya çıksa da bunlar o dönemlerde hiçbir zaman popüler olmadı ve küçük komütelerde kullanımdan başka öteye gitmedi.

Genel olarak insanlık yapmış olduğu ticaretlerde 19.yy a kadar altın gümüş ve bakırdan ihtiva edilen paraları kullanmaya devam etti .

Takvimler 19.yy a geldiği zaman devasa boyutlarda gemiler inşa edilmeye başlamış ve dünyadaki ticaret yerel ticaretten global ticarete dönmüştü , örneğin İtalyan bir tüccar devasa gemisi ile Çin’e gidip oradan aldığı malzemeleri geri dönüp Avrupa’da satabiliyordu fakat bu büyük çaplı ve uzun menzilli ticaretlerde altın kullanımının ciddi riskleri vardı , fırtına çıkıp geminin batması , geminin korsanlar tarafından saldırıya uğraması gibi durumlarda tüccarlar çok ciddi zararlar ediyorlardı . Bu durumdan yararlanmak isteyen  dünya çapındaki zamanın çok zengin kişileri birbirleri ile anlaşarak günümüzün modern bankalarının ilk örneklerini kurdular . Kurdukları sistem özetle şu şekilde idi:

-Uluslararası ticaret yapan tüccarlarla antlaşmalar yaparak tüccarların ellerindeki altınları kendileri alıp karşılığında üzerlerinde altın olarak karşılıkları yazan ilk modern banknot örneği diyebileceğimiz belgeleri küçük komisyonlar karşılığı tüccarlara verdiler.(Örneğin tüccar 100 kilo altın karşılığı aldığı 1 adet belgeyi ticaret yapmak istediği ülkeye gittiği zaman gittiği ülkede onu oradaki büyük para babalarına bozdurarak karşılığında 99 kilo altın alıyordu , görünüşte 1 kilo altın karşılığında fiziki olarak altın nakletmeden tehlikeli durumları minimize ederek ticaretlerini güvenle yapabiliyorlardı. Bu belgeleri satan tüccarlar ise kendi aralarında ne kadarlık altına karşılık belge alıp verdiklerini kontrol edip belli zaman aralıkları ile bir araya gelip hesaplarındaki eksiklik fazlalıkları birbirlerine veriyorlardı.(Günümüzde bu yöntem ile kaçak olarak yabancı ülkelerde çalışan işçiler kendi ailelerine para göndermektedir yani bir çeşit off-shore bankacılık yöntemi olarak hala hayattadır.)

Bu yöntem ile tüccarları dolandırarak altınlarını gasp edip büyük ticaretlerde altın kullanımını bitiren zamanın zenginleri ; kasalarını daha da çok doldurmak adına aynı yöntemi avam halk karşısında da uyguladılar. Altınlarının çalınmasından , kaybolmasından  , savaş halinde yağmalanmasından korkan halk da ellerindeki altın , gümüş ve mücevherat gibi değerli malzemeleri bu zenginlerim ”güvenli” kollarına teslim ederek karşılığında aldıkları belgeler ile değerli malzemelerini kaybetme veya çalınma tehlikesi olmadan alıp satıyorlar , sattıkları malları alan alıcı kişiler ise dilerlerse satış sonrası alıcı satıcının verdiği belgeyi malı elinde bulunduran zengin kimselere giderek küçük bir meblağ  karşılığında fiziki olarak da temin edebiliyordu. İşte insanlar güvenli ticaret yapma isteği ve birtakım korkuları sebebi ile bu şekilde zenginler tarafından sömürüldü.

Bu sistem ilk oluştuğu zamanlar insanların elindeki belgelerin gerçekten de altın veya farklı bir değerli maden/mücevherat anlamında bir karşılıkları vardı , eğer kendinize ait olan değerli eşyaları fiziki olarak elde etmek istiyorsanız eşyalarınızı teslim ettiğiniz zengin kişiye gidip onun size vermiş olduğu belge karşılığında size ait olanları geri alabiliyordunuz. Fakat bu zengin kimselerin gözleri doymak bilmiyordu , kendi çevrelerindeki kişilerin de zenginleşmesi adına ve kendilerine borç almak için gelen kişilere faiz ile altın karşılığı olmayan belgeler dağıtmaya başladılar .

Durum 20yy. a geldiğimizde o kadar berbat bir hale gelmişti ki gerek devletler altın karşılığı olmadan banknot basıyorlar zenginler de insanların kendilerine emanet ettiğinden çok daha fazla altın ve değerli malzemeyi kağıt halinde piyasaya dağıtmışlardı ; bu durum ise enflasyon , stagflasyon gibi sorunlara yol açıyordu.

Tarihler 1944 yılı Temmuz ayına geldiğinde ise bu sorun karşısında Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde 44 devlet ABD’nin New Hampshire eyaletindeki küçük bir kasaba olan Bretton Woods’ta toplanarak Uluslararası Para Antlaşmasını imzaladılar. Antlaşmayı özetlemek gerekirse antlaşmanın tüm tarafları kendi ulusal paralarını Amerikan dolarına endekslediler ; Amerikan doları ise altına endekslendi , sonuç olarak dolar dünyada altın ile dönüştürülebilirliğini koruyan tek para oldu . Bu tarihten sonra devletler para basmak istediklerinde basmak istedikleri ulusal paranın ederi olan dolar miktarının karşılığı kadar altını ABD ye teslim ediyor , ABD ise talepte bulunan devlete hiçbir reel değeri olmayan tabiri caize kağıt parçası olan olan dolarları teslim ediyor ve devletler ancak bu şekilde para basabiliyorlardı. Bu durum reel zenginliği temsil eden altınların ve diğer kıymetli şeylerin ABD nin elinde birikmesine ve diğer devletlerin ellerindeki reel zenginlik olan altını banknot basmak için ABD ye teslim ederek aslında fakirleşmelerine yol açtı.

Bu durum 1971 e kadar devam etti . 1971 yılında ABD başkanı Richard Nixon yaptığı bir konuşma esnasında altın ile doların bağını feshetmiştir. Bu konuşmanın yapıldığı esnada tüm dünyadaki altın rezervlerinin %70 inden fazlası ABD de toplanmıştı bile . Bu tarihten sonra doların karşılığı altın olmaktan çıkarak başka bir dolar banknotu olmuştur , bu da Amerikan dolarını dünyada karşılıksız olarak basılabilen tek para birimi haline getirdi. ABD diğer devletlere de belirli malzemelerin (petrol gibi) dünyadaki ticaretinin sadece dolar ile yapılması konusunda da azami baskı kurdu . Bu da doların dünyadaki egemen para olması konusundaki son adımı tamamladı ; tabiri caize ABD’yi dinlemeyerek uluslararası ticaretleri dolar ile yapmayan devletlerin (altın ile yapan Venezuela ve Libya ve Euro ile yapan Irak) başlarına gelenler ortadadır .

Günümüze gelecek olursak  ABD herhangi bir devletten diyelim ki buğday ithal etmek istiyor , buğday ihracatı yapan bir devlete gidiyor , o ülkenin ahalisinin binbir zorlukla bir yılda yetiştirdiği buğdayları alıyor , karşılığında ise bir gecede bastığı dolar denilen hiçbir reel değeri olmayan kağıt parçalarını buğdayı ihraç eden devlete veriyor , bu şekilde hiçbir emek sarfetmeden tabiri caizse her şeyi beleşe getiriyor ; bu şekilde piyasaya daha fazla dolar pompalıyor ve dünyada gün geçtikçe dolar ile ticaret yüzdesi artıyor , dolar lobisi güçleniyor , doların hükümranlığı sağlamlaşıyor .

Peki dolar lobisinin ülkemizdeki kuklası olan oluşum kim dersiniz ? Doğru bildiniz ; tıpkı ülkemiz için tüm zararlı ve beka sorunu olan faaliyetler , dış devletler , büyük küresel şirketler , terör örgütleri ve yabancı istihbarat servislerinin maşası olan CHP zihniyeti ülkemizde dolar lobisinin de bir numaralı temsilcisidir , bunu Reisimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın 2 Aralık 2016 ve 10 Ağustos 2018 de yapmış olduğu ”dolarlarınızı bozdurun” çağrısına ; 19 Nisan 2022 de yürürlüğe giren döviz ile ticaret yasağına ve devletimizin son 10 senede geçmiş olduğu altın stoklama politikasına dönemin CHP genel başkanı ve CHP milletvekillerinin vermiş olduğu tepkilerden anlayabilirsiniz.

Hür Düşünce ekibi olarak siz değerli takipçilerimize kesinlikle başta Amerikan doları olmak üzere tüm banknotlardan ve kartla alışverişlerden mümkün olduğunca uzak durma çağrısı yapıyoruz , bunun iki istisnasını da ülkemiz içinde alışveriş yaparken kullandığımız Türk Lirası ve anonim şekilde hizmet almak için kullandığımız kripto paralar olarak görüyoruz(kripto paraların da herhangi bir reel değeri olmamasına rağmen maalesef ki bulunduğumuz çağda insanların gizlilik ve mahremiyetlerinin ortadan kaldırılma çabasına karşı internet üzerinden ve gerçek hayatta iz bırakmadan hizmet almak , bağış yapmak veya toplamak için maalesef kripto para kullanımına mecbur bırakılıyoruz , bu konuya daha sonra farklı bir başlık altında etraflıca değinilecektir.). Bundan dolayı kayıtdışı ticaretlerimizde dahi dolar ve yabancı banknotlar kullanmayalım , bunlara yatırım gözü ile alıp depolamayalım , birikimlerimizi altın , platin , gümüş gibi madenlere yapalım ve bunları kendi evimizde işyerimizde özetle kendi erişimimiz olan yerlere fiziki bir şekilde depolayalım , yeni dünya düzeninin dolar dayatmasına karşı dik duralım .

 

 

 

 

Kategoriler
Blog

Uykusuzluk Hakkında Genel Bilgiler

Insomnia

Giriş

İnsomnia kısaca uykusuzluk olarak bilinse de uykuya dalma ve sürdürme işlemlerinde zorluk yaşanan hastalığın adıdır(1). Uykusuzluk bozukluğunun görülme sıklığı yaklaşık %10-20 olup, yaklaşık %50’si kronik seyreder(2).Haftada birkaç kez ve 3 aydan uzun süren uyku bozuklukları kronik uykusuzluk olarak sınıflandırılır. Tedavisinde genellikle Ramelteon, Doksepin , benzodiazepinler ,benzodiazepin reseptör antagonistleri , çift oreksin reseptör antagonistleri (DORA’lar)kullanılır. Uykusuzluk birinci basamakta yaygın olarak karşılaşılan bir rahatsızlıktır fakat yeterince teşhis edilmediği ve yetersiz tedavi edildiği için ciddi sağlık bakımı yüküne yol açarve uykusuzluk sıklıkla eşlik eden hastalıklarla ilişkilendirilen farklı bir durumdur malesef ki uykusuzluğun patofizyolojisi karmaşıktır ve tam olarak anlaşılamamıştır, ancak hakim teori, uykunun, beyindeki uyanıklığı teşvik eden bölgelerden ve uykuyu teşvik eden bölgelerden gelen girdilerin dengelenmesiyle düzenlendiği yönündedir(1).

İnsomnia Neden Önemlidir

Uykusuzluk bir halk sağlığı sorunudur ve tıbbi uygulamalarda en sık görülen şikayetlerden biridir(6). Bu bozukluk, uyku kalitesi, uykuyu başlatma veya sürdürmede zorluk, önemli sıkıntı ve gündüz işleyişinde bozulma ile karakterizedir(6). Çalışmalar, uykusuzluğun çok yaygın bir durum olduğunu ve semptomların yetişkin nüfusun yaklaşık %33-50’sinde mevcut olduğunu ortaya koymuştur(6).  Yaygınlığı genel nüfusta %10 ila 15 arasında değişmektedir; kadınlarda, boşanmış veya ayrılmış bireylerde, sevdiklerini kaybedenlerde ve yaşlılarda daha yüksek oranlar görülmektedir  ayrıca kronik uykusuzlukla birlikte depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, intihar, motorlu taşıt kazaları ve olası bağışıklık bozuklukları riski de artar ayrıca  uykusuzluk, psikiyatrik bozukluklar ve kardiyovasküler hastalıklar gibi durumların gelişme riskini artırır ve uykusuzluğun yeterli tedavisi, kardiyovasküler ve zihinsel sağlık sonuçlarını iyileştirir(1,6).

Kısaca Sirkadiyen Ritimler

Sirkadiyen ritimler 24 saatlik bir süre boyunca salınır ve beslenme davranışları, uyku-uyanıklık döngüsünün düzenlenmesi ve metabolik homeostaz dahil olmak üzere günlük yaşamın birçok fizyolojik sürecini ve yönünü etkiler ayrıca endojen biyolojik saat ile eksojen aydınlık-karanlık döngüsü arasındaki yanlış hizalama, önemli düzeyde sıkıntıya ve işlev bozukluğuna neden olabilir(5). Optimum şekilde işleyen sirkadiyen ritmiklik için gereken biyolojik zaman tutucu, ön hipotalamusta her biri yaklaşık 10.000 nöron içeren iki küçük eşleştirilmiş çekirdekten oluşan suprakiazmatik çekirdekte (SCN) bulunur (SCN, vücudun ana zaman tutucusudur; sirkadiyen sinyallerin dış uyaranlardan, özellikle de ışıktan iletilmesi de dahil olmak üzere sirkadiyen homeostazdaki anahtar süreçleri yönetir, ancak aynı zamanda egzersiz ve yemek zamanlarının ana zamanları olan diğer dış etkenlerden de etkilenir)(5).

Açık-koyu algılama yoluna, açık-koyu etkisini retinohipotalamik yol yoluyla SCN’ye ileten, doğası gereği ışığa duyarlı özel retinal ganglion hücreleri (ipRGC’ler) aracılık eder ve bu da daha sonra intermediolateral hücre kolonu (IML) yoluyla aşağı doğru iletir (5). Üst servikal ganglion içinde sinapsa çıkmadan önce omurilik ve en sonunda epifiz bezinde sonlanır, böylece melatoninin siklik sekresyonunu düzenler (5).

Mavi Işık Neden Uyku Düzenini Bozar

ipRGC’ler, sirkadiyen sistemi uyaran ışığın fototransdüksiyonuna aracılık etmede anahtar rol oynayan ve çubuklardan ve konilerden farklı olan fotopigment melanopsini içeren özel retinal hücrelerdir , ipRGC’ler,  ışık uyarısı aldığında, bir depolarizasyon kademesi, SCN’yi sinirlendiren RHT aracılığıyla bir aksiyon potansiyelini başlatır(5). Çekirdek veya ventral SCN, ışığı ve karanlığı tespit etmek için duyusal süreçlerden sorumludur; kabuk veya dorsal SCN ise periferik osilatörlere iletim yapar (5). SCN aktive edildikten sonra doğrudan hipotalamusun paraventriküler çekirdeğini (PVN) innerve eder(5). Bu bağlantı, yol içindeki tek engelleyici konumdur ve görünür spektrumdaki mavi ışığa karşılık gelen 440-480 nm dalga boyundaki ışığın varlığıyla engellenir (5).

 

İnsomnia Tedavisinde Bitkisel Çay Kullanımı

Araştırmacılar son zamanlarda uykusuzluk çeken bireylerin çeşitli yan etkilerden dolayı reçeteli ilaçlardan kaçındığını ve bunları değiştirdiğini gösteriyor .İlgili çalışmaya Türkiye ve Ürdün’den 18 yaş ve üzeri 1044 kişi katıldı veriler, web tabanlı Google forms anketi anketi aracılığıyla kolaylık örneklemesi yoluyla toplandı  veri toplama anketi Facebook, WhatsApp, Twitter ve İnstagram üzerinden yaygınlaştırılıp katılımcılar arasında uykusuzluk şiddetini değerlendirmek için ankette Uykusuzluk Şiddet İndeksi (ISI) kullanılmıştır(3). Tüm katılımcılar arasında uykusuzluk sıklığı % 20.2  olarak bulunup uykusuzluk sıklığı Ürdünlü bireylerde %26,0, Türk bireylerde %12,2 olarak bulunmasının ardından tüm katılımcılar arasında bitkisel çay tüketenlerin oranı %71.9 olarak bulunmuştur(3). Uykusuzluğu olan katılımcıların % 65,9’u bitki çayı  tüketmektedir aynı zamanda uykusuzluğu olan % 12.8’i  bitkisel çay içme nedenini daha iyi uyku olarak yanıtlamış aynı zamanda 84 katılımcıdan %52,22’sinin yüksek düzeyde bilgiye sahip olduğunu bildirmiştir. (3). Uykusuzluğun tedavisinde bitkisel ilaçların etki mekanizmalarının temel olarak uyku sonuçlarını etkileyen gama-aminobutirik asit (GABA) sentezleyen ve GABA’yı metabolize eden enzimlerle ilgili olduğu bilinmektedir(4) . Genel olarak bitkisel ilaçlar, benzodiazepin olmayanlara göre daha fazla fayda sağlamamış ancak yan etkiler daha az olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, bitkilerin uyku miktarını ve kalitesini iyileştirmede bazı faydalara sahip olduğunu ve umut verici bir alternatif tedavi olabileceğini gösteriyor(4).

Insomnia Tedavisinde Kullanılabilecek Bazı Şifalı Bitkiler ve Etkileri

a)Matricaria recutita

Matricaria recutita’nın gündüz fonksiyonu, düşük uyku gecikmesi ve gece uyanma konusunda mütevazı faydaları vardır ve olası mekanizma flavonoid bileşenin etkilerinden kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir .Gama-aminobutirik asit (GABA) reseptörlerini modüle edebildiği gösterilmiştir (4).

b)Melissa officinalis

Melissa officinalis’in (limon balsamı) uykusuzlukta önemli iyileşmelere neden olduğu gösterilmiştir (4). Anksiyete belirtileri ve anksiyete ile ilişkili semptomlar rosmarinik asit, pentasiklik triterpenoidler, ursolik ve oleanolik asitleri içeren melisa bileşenleri, GABA katabolizmasının inhibitörleri olarak görev yapabilir (4).

c)Piper methysticum

Piper methysticum (kava) üzerinde yapılan bir klinik deneyde , psikotik olmayan anksiyete uyku bozuklukları, kava ekstraktı (WSR 1490)  ile etkili ve güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Diğer klinik deneyler, şifalı bitkilerin uykusuzluk üzerinde olumlu etkilerini göstermemiştir(4).

d)Lavandulaangustifolia

Lavandulaangustifolia (lavanta) üzerinde yapılan iki klinik çalışma  anlamlı faydalı etkiler göstermemesine rağmen Lillehei ve ark . lavantanın hastaların uyandıktan sonra kendilerini tazelenmiş hissetmelerini sağladığını buldu ancak uyku miktarı üzerinde yararlı bir etkisi olmadı (4). Ek olarak Lewith ve ark . lavantanın kadınlarda ve genç kişilerde uyku kalitesini iyileştirdiği sonucuna varıldı ancak etkisi anlamlı değildi (4).

e)Passiflora

Ngan ve arkadaşlarının araştırmasına göre Passiflora’nın uyku kalitesi üzerinde yalnızca kısa vadeli faydaları vardı(4).

f)Passiflora incarrnata

Passiflora incarnata (passionflower)  polisomnografi (PSG) ve anksiyete parametrelerinde anlamlı bir değişiklik göstermedi (4) .

g)Xylaria nigripes

Xylaria nigripes plaseboyla karşılaştırıldığında anlamlı bir fark göstermese de, bir iç karşılaştırma müdahale grubunda bir iyileşme ortaya çıkardı(4). Araştırmacılar, aktif bileşen olan 5-metilmelleinin beyindeki GABA’yı artırabildiğini ve uykusuzluğu iyileştirebileceğini öne sürdüler (4).

h)Valeriana officinalis

Üç çalışma, Valeriana officinalis’in (kediotu) insan modellerindeki etkilerini değerlendirdi . Coxeter ve ark . kediotunun uykuya dalma süresini azalttığını ve uyku kalitesi üzerinde küçük bir etki yarattığını bildirmiştir(4). Başka bir çalışmada, bu bitkinin plaseboya kıyasla müdahale grubunda hızlı olmayan göz hareketi (NREM) uykusunda uzun süreli yavaş dalga uykusuna (iyileşmede önemli) neden olduğu gösterilmiştir fakat hafif psikolojik uykusuzluk üzerinde de olumlu etkiler gösterdi ama başka bir çalışmada, kaydedilen uyku elektroensefalografisi (EEG), ruh hali ve psikometrik performans açısından 300 mg/gün ve 600 mg/gün kediotu tabletleri ve plasebolar arasında anlamlı bir fark gösterilmemiştir (4).

I)Valeriana edulis

  1. mexicana’nın hızlı göz hareketi (REM) uykusunu ( V. officinalis’e göre daha fazla ) ve delta aktivitesini arttırdığı, NREM uykusunda evre 1 ve 2 süresini, uyku latansını, uyanma ataklarını ve sabah uykululuğunu azalttığı belirtilmektedir ( V. officinalis’ten daha fazla ) (4).

 

Referanslar

  1. Shaha D. P. (2023). Insomnia Management: A Review and Update. The Journal of family practice, 72(6 Suppl), S31–S36. https://doi.org/10.12788/jfp.0620
  2. Buysse D. J. (2013). Insomnia. JAMA309(7), 706–716. https://doi.org/10.1001/jama.2013.193
  3. ALJABARI,HALLA. INSOMNIA AND FACTORS ASSOCIATED WITH HERBAL TEA USE AMONG TURKISH AND JORDANIAN COMMUNITIES.Yüksek Lisans Tezi, BAHÇEŞEHİR,2022
  4. Feizi, F., Namazi, N., Rahimi, R., & Ayati, M. H. (2019). Medicinal Plants for Management of Insomnia: A Systematic Review of Animal and Human Studies. Galen medical journal8, e1085. https://doi.org/10.31661/gmj.v8i0.1085
  5. Steele, T. A., St Louis, E. K., Videnovic, A., & Auger, R. R. (2021). Circadian Rhythm Sleep-Wake Disorders: a Contemporary Review of Neurobiology, Treatment, and Dysregulation in Neurodegenerative Disease. Neurotherapeutics : the journal of the American Society for Experimental NeuroTherapeutics18(1), 53–74. https://doi.org/10.1007/s13311-021-01031-8
  6. Bollu, P. C., & Kaur, H. (2019). Sleep Medicine: Insomnia and Sleep. Missouri medicine116(1), 68–75.
Kategoriler
Blog

Başıboş Köpekler ve Mama Lobisi

Geçtiğimiz günlerde bir haber okudum ; haberde kızına başıboş köpeklerin saldırması sonucu kızını kurtarmak için harekete geçen baba muhtemelen bir cisme takılıp kucağındaki bebeği ile birlikte yere düşüyor , olay sonucunda hem saldırıya uğrayan kız hem baba hem de babanın kucağındaki bebek yaralanıyor… ve akıllarda yine aynı soru : Ne zaman bitecek bu sokaklardaki köpek terörü?

Haber sitelerine ve televizyon haberlerine yansıdığı kadarı ile her hafta 1-2 farklı konumda ciddi yaralanmalı ve ölümlü köpek saldırıları yaşandığını görüyoruz , bu durum siz değerli takipçilerimize korkunç gelebilir şimdi sizlere daha da korkunç kısmını söyleyeceğim , bir de bunun bilinmeyen haberlere yansımayan tarafı var. Hür Düşünce ekibi olarak yaptığımız araştırmaya göre son 15 yılda Ülkemizde 2 milyona yakın köpek saldırısı gerçekleşmiş , tarihler günümüze yaklaştıkça köpek saldırılarının sıklıklarının arttığını görüyoruz(2021 yılında 300 bin kişi köpek saldırıları sonucu hastaneye başvurmuş.). 2021 den günümüze kadar köpeklerin saldırması sonucu yaklaşık 70 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini binlercesinin ciddi şekilde yaralandığını görüyoruz.

Durum göründüğünden de çok daha ciddi. Fakat bu sorunu çözmek amacı ile hiçbir adım maalesef ki atılamıyor bunun en önemli sebebi Mama Lobisi , ekseriyeti CHP zihniyetine mensup köpektapar vatandaşlar ve Ülkemiz sınırları dışında ikamet eden bir takım kişilerdir. İsterseniz bu konuyu biraz daha irdeleyelim , Mama Lobisi nasıl çalışır?

Mama Lobisinin Çalışma Prensibi:

1- Daha fazla mama satışı yapmak için sokak köpeklerinin üremesini sağlamak.

2- Belediyeler sokak hayvanlarının bakımına yetişemediği için sokaklardaki köpekler hastalıklı , sefil bir yaşam geçirsin fakat bu sokak köpeği güzellemesi yapan Mama Lobisi’nin zerre umurunda olmasın çünkü umurlarında oldukları tek şey daha fazla mama satarak daha fazla para kazanmak .

3- Sunulan her çözüm önerisine kendilerine hayvansever diyen  köpektapar militanları öne sürmek bu militanların kitle iletişim araçlarını kullanarak kamuoyu oluşturması köpek sorunun bu şekilde çözüme kavuşturulmasını engellemek.

Bazı dış güçler ve istihbarat servisleri tarafından fonlanan dernek görünümlü beşinci kol faaliyeti cepleri, hayvansever kılığındaki  köpektapar tipleri öne sürmek ve kışkırtmak için akla hayale gelmeyecek şeyler yapabilir. Mesela köpekler tarafından saldırıya uğrayan kızın ailesine dava açabilir. Görsel

Görselde gördükleriniz şaka gibi fakat doğru. Köpekler tarafından saldırıya uğran kızın ailesine dava açarlar ve hayvansever kılığındaki köpektapar tipleri ön saflara sürerler.

Gelelim konunun diğer ayakları olan CHP zihniyetine mensup vatandaşlar ve yurt dışında ikamet eden bir takım kişilere. Bu zihniyetteki kişilerin yaşlısı da genci de aynıdır aşırı alkol ve uyuşturucu madde tüketimine bağlı olarak beyinleri nöronların sinaps yapmayı durdurduğu tabiri caizse et beyinli kişilerdir. Bu güruh yukarda bahsetmiş olduğum Mama Lobisinden güç alarak somut hiçbir çözümü kabul etmez , genellikle söyledikleri şey ”hayvan dostlarımıza 5 yıldızlı barınaklar açarak ömürleri boyunca oralarda ikamet etmelerini sağlayalım.” veya ”patili dostlarımız da bizler gibi canlılar onlar da özgürce yaşamayı hak ediyorlar onları barınaklara kapatmak insanlık dışıdır , sokaklarda özgürce yaşamalılar , eğer patili dostlarımızı sinirlendirecek birşey yapıp onların size tepki vermesini sağladıysanız (bu kısım çok önemli ; bu güruh köpektaparlıkta son seviyedir bu kişilere göre köpekler sizlere durup dururken kesinlikle saldırmaz , siz mutlaka onları sinirlendirecek birşey yapmışsınızdır köpek de kendini koruma ihtiyacı hissetmiştir.)bu durumlara karşı yanınızda mama taşıyın eğer size hamle yapacak olursa ona mama verin.” safsatalarından başka birşey söyleyemezler. Buradan köpektaparlık yapan CHP zihniyetine sahip kişilere sesleniyorum.

Bir gün olsun orada yaşamak için herşeyi yapacağınız ABD de sokaklarda köpek var mı?

Çok sevdiğiniz , oranın milletinin kölelik yapmak pahasına gitmek istediğiniz Birleşik Krallık’ta sokaklarda köpek var mı?

Bir şekilde turist olarak gireyim de sonra geri dönmem kaçak yaşarım oralarda dediğiniz Avrupa ülkelerinde sokaklarda köpek var mı?

Tabii ki yok , fakat siz her konuda olduğu gibi bu konuda da milletimizin ayağına pranga oluyorsunuz , hem bireysel olarak , hem de kontrolünüzdeki belediyeler vasıtasıyla Mama Lobisi ile birlikte hareket edip sorunların çözümlerini engelliyorsunuz.

Son olarak yurtdışında ikamet edip de bu durumu destekleyenler var , sokaklarında bir tane köpek olmayan ABD , Birleşik Krallık , Avusturalya ve Avrupa’da yaşayan bazı gerizekalılar da sosyal medya üzerinde köpek çığırtkanlığı yapmaktadır. Sokak köpekleri barınaklara gitmesin diye var gücüyle sosyal medyada propaganda yapan bu kitleleri görünce insan gerçekten hayret ediyor. Sokakları tertemiz olan ve bir tane hayvanın sokakta olmadığı, olursa da belediye tarafından öldürüldüğü Avrupa’da yaşayıp Türkiye’de sokak hayvanları için çığırtkanlık yapmanın elle tutulur bir izahı yok. Sokak köpekleri her gün birilerini parçalıyorken küçük çocuklar bakkala bile gitmeye korkarken, koca adamlar köpekler tarafından saldırıya maruz kalırken köpeksiz Avrupa’nın temiz sokaklarında yaşayıp sokak hayvanları seviciliği yapmak operasyon çocukluğundan başka bir şey değildir.

Gelelim çözüm önerilerine… Köpektapar romantiklerin bu zamana kadar önerdiği çözümlerin ne kadar başarılı olduğunu gördük(bir muhitteki köpekler eğer ki şikayet edilirse kısa bir süreliğine barınağa al barınakta sözde kısırlaştır besle büyüt küpele sonra bir daha sokağa sal ; eğer ki o muhitteki köpekler şikayet edilmiyorsa zaten birşey yapmaya gerek yok ”patili”dostları orada özgürce yaşamaya devam etsin.). Sokaklardaki köpek sorunun tek çözümü ister kabul edin ister etmeyin tek çözümü 1910 , 1.Dünya Savaşı yılları ve 1932’de yapıldığı gibi köpeklerin tamamının öldürülmesidir. Romantikliğin alemi yok , sokaklardaki tüm köpeklerin canının değeri ; köpeklerden korktuğu için sokağa çıkamayan çocuklardan , köpekler tarafından saldırıya uğrayıp vücudunda kalıcı hasar kalmış insanlardan köpekler tarafından aile üyeleri sevdikleri çocukları parçalanan insanların yaşadıklarından daha değerli değildir. Buradan Reisimize, Devletimizin Başı , Ümmetin Lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çağrımız lütfen halk olarak bizim sesimizi duyması artık bu Mama Lobisi ve köpektapar tayfanın anırmalarını daha fazla dikkate almadan bu soruna kökten , tüm köpekleri bir daha çoğalmamak üzere itlaf ederek bir son vermesidir.

Yazıyı okuyan herkese selam olsun…

 

 

Kategoriler
Blog

Çürüyen Devlet ve Çürümenin Sebepleri

Ülkemizin ve milletimizin son durumu hakkında bir tahlil yaparsak ilk fark edeceğimiz şey Reisimiz Recep Tayyip Erdoğan ve şahsının fikir ve yönetim anlayışına her zamankinden daha fazla , hatta bundan 20 sene önce Reisimizin ilk seçildiği zamanlardan dahi fazla bir şekilde ihtiyaç duyulmaktadır.

Devletimiz ve Milletimiz için ne kadar üzücü olsa da 20 sene öncesinden bu zamana kadar çok az şeyin değiştiğini görüyoruz.

Yozlaşmış politikacılar halkımız içerisinden her gün daha da kalabalıklaşan beyni yıkanmış bir güruh tarafından kurtarıcı olarak görülüyor ve bu politikacılara bağlı partilerin toplam oyu yüzde 45 civarlarında. Beyinleri yıkanmamış sağlıklı düşünebilen bir toplumda bırakın bu oranlarda oy almayı evinin camından kafasını çıkaramayacak bu insanların bu oyları alabilmesindeki en büyük sebep beyin yıkama sürecini başlatan yabancı devletlerin istihbarat servisleri ve onların beyin yıkama ve kitleleri yönlendirme operasyonlarında kullandıkları bir takım dergiler , gazeteler , televizyon kanalları ve en önemlisi bu televizyon kanallarının reklam yüzü olarak ülke çapında belli bir şöhret kazanmış araştırmacı veya gazeteci kılıklı kripto ajanlardır.

Bu kripto ajanların amacı Devletimizin ve Milletimizin ideallerini çürütmekten ,   Bu Milletin gerçek kahramanlarını şeytanlaştırmaktan, şeytanlarını ise baş tacı etmekten, Milletimizle kesinlikle ilgisi bulunmayan bir takım aslı astarı olmayan soykırım , kötü muamele ve benzeri durumları milletimize mâl etmek suretiyle Bu Milleti suçluluk duygusuna sürüklemekten , saf millet anlayışını insanların gözünde kötüleyerek ırk karışımı ,  LGBT fikirleri ve benzeri bu milletin mayasında olan şeyleri boşaltıp emir aldıkları istihbarat servislerinin kendilerine verdikleri talimatlara göre sözde olan fakat özde yok olmuş içi boş bir millet oluşturmaktan başka bir şey değil.

Her ne kadar görünürde Reisimizin çizgisine yakın medya grupları ve bunlara bağlı televizyon kanalları , gazeteler vb. olsa da bence bu oluşumların da çok büyük bir kısmı iyi gün dostudur . Bunu 15 Temmuz hain darbe kalkışması zamanında tüm televizyon kanallarının sus pus olmasından ve Reisimizin sesini duyurmak için maalesef ki Amerikan malı iPhone telefon ile bir televizyon kanalına bağlanmak zorunda  kalmasından anlayabiliriz.

Durum böyle iken düşüncemiz odur ki Devletimiz tarafından acilen yerli ve milli bir medya servisi kurulmalı , Milletimiz haber almak için gazeteci kılıklı ajanlara medya grubu görünümlü yabancı istihbarat servisi ofislerine mecbur bırakılmamalıdır. Ayrıca özellikle sosyal medyada dezenformasyon ve yalan haberleri yayan kişi ve oluşumlarla daha sıkı mücadele edilmeli insanların doğru kaynaklardan doğru bilgileri alması sağlanmalıdır .

Fakat bundan da önemli bir şey var ki o da şudur : Pasifliği, aptallığı ve korkuyu insanlardan uzaklaştırmalıyız, Fatih Sultan Mehmet Han gibi Nene Hatun gibi Mehmet Çoban gibi Ömer Halisdemir gibi cesaretli yiğitlere ihtiyacımız var. ama yalnız bir kurt olarak değil, birleşik bir güç olarak, bu cesareti doğru yöne yönlendirmeliyiz. Eğer ki bunu başarabilirsek eminim ki bu ülkede de bir takım sorunları kökünden çözebiliriz.

 

 

 

Kategoriler
Blog

Kültür Karmaşası ve Saf Millet Anlayışının Gerekliliği

 

Bugün her ne kadar Küresel Sistem ve Soros çocukları tarafından yıpratılmaya ve ortadan kaldırılmaya çalışılsa da insanın hayata bakışını temellendiren ve ona hayatında kabataslak bir yön kılavuzu veren ”Kültür” hakkında birkaç söz söylemek istiyorum.

Kültür , Latince ‘deki Cultura sözcüğünden türemiştir . Cultura toprağı ekmek , ekilen topraktan verim almak anlamlarına gelir . Bu kelime ortaya çıktığı tarihten çok sonraları insan zekasının oluşumunu ve gelişimini tarif eden bir terim olarak kullanılmaya başlandı .

Bu anlamıyla baktığımızda bir toplumun tarih yolculuğu içerisinde, kazandığı maddi ve manevi yaşam tarzıdır. Öte yandan, bu kazanımları bir sonraya iletmeye yarayan araçların bütünüdür. İnsanın sosyal çevresi ile bütünleşmesinin de en gerçek ve doğru yoludur. Kültür; din, estetik, adalet, ahlak, sanat ve benzeri kavramların kişiden topluma doğru gelişerek bütünleşen davranış ve düşünüş biçimlerinin tamamıdır.

Bir üst paragrafta kültürün toplum ile bağından bahsetmiştik, peki ya toplum nedir ? Basitçe tanımlamak gerekirse toplum ,  bir arada yaşayan bireylerin tümüdür . Eğer ki bir toplum birbirine bir takım görünür veya görünmez bağlarla bağlanmışsa bu toplum artık millet olmuştur. Bu bağlar ise şüphesizdir ki milletlerin sahip olduğu kültürel altyapıdan gelmektedir.

Şahsımın bu yazıyı kaleme almaya başladığı 13 Aralık 2023 Çarşamba günü dünya üzerinde 193 ü BM’ye üye olmak üzere toplam 206 ülke bulunmakta , 206 ülkede yaşayan yaklaşık 200 çeşit millet ve bu ülkelerde yaşayan toplam insan sayısı 7 milyar 924 milyon olarak kaydedilmiştir. Günümüzde bu milletlerin milli bilincini kaybetmesine neden olan en büyük unsur kitle iletişim araçları ile yapılan yeni dünya düzenine hazırlık propagandaları ile beraber milletler arası kurulan ailelerdir . 2-3 on yıl öncesine kadar kitle iletişim araçlarının bu kadar yaygın olmamasından ötürü insanlar için hayat çoğunlukla kendi yaşamış olduğu çevreden ibaretti ; insan aynı çevrede doğuyor , yaşıyor aile kuruyor  (evlendiği kişi de ekseri aynı çevreden oluyor) , çoğalıyor ve ölüyordu . bu şartlarda kültürün muhafazası kolay ve gelecek nesillere minimum kayıpla aktarılabiliyordu . Fakat günümüz dünyasında internet ve sosyal medya sayesinde insanlar kendilerinden on binlerce kilometre uzaklıktaki insanların hayatlarının adeta içerisine dalıyor , onlar gibi yaşamaya çalışıyor ,  kendileri ile hiçbir kültürel bağı olmayan insanlar ile tanışıp birliktelikler kuruyor ve çoğalıyorlar , maalesef ki birlikteliklerden ortaya çıkan çocuklar ”çoğunlukla” bir kültür karmaşası , bir millet karmaşası içinde büyüyorlar , kendilerini bir millete , topluma kültüre nispet edemeyen bu bireyler en sonunda hayatta hiçbir amacı olmayan dışarıdan yönlendirilmeye açık insan kitleleri oluşturarak kültürlerin yok olması  , milletlerin dejenerasyonu hatta devletlerin bekasının tehlikeye girmesi gibi olumsuzluklara sebebiyet vermektedirler. (yukarıdaki çoğunluk yazısına istinaden az sayıda da olsa düzgün yetişmiş karma bireyler baş tacıdır onlara laf etmek haddimiz değildir kendilerini bu sözlerden hariç tutuyoruz.)

Bu tip olumsuzlukların ortaya çıkmaması adına insanların  bireysel olarak yapabileceği şey ; kendi coğrafyalarından veya yakın coğrafyalardan birileri ile evlenip çoğalması . Meseleyi devletler anlamında irdeleyecek olursak da  başta ülkemizde olmak üzere tüm dünyada kendi devletini seven yöneticilerin ülkelerini kültürel bölgelere ayırması ve bu bölgeler arasında evlilik yasağı getirilmesi ve her kültürel bölgede ”Saf (Arı) Milletlerin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum . Belki sizlere çok absürt ve sert gelebilir fakat 21.yüzyılda küresel sistemin buldozerleri insanları insan yapan , toplumları toplum yapan , milletleri millet yapan değerleri tek tek yıkarken böyle bir süreçte farklı kültürlerden insanların birbirleri ile üremesine müsaade ederek doğacak yeni bireylerin büyük bir ihtimalle kültürü olmayan milleti olmayan bireyler olacağını bilerek yukarıda yazdığım düzenlemeyi veya benzerlerini hayata geçirmeyen her devlet önümüzdeki yüzyılda maalesef ki yıkılmaya mahkum olacak.

Kategoriler
Blog

Yenilmez İsrail Algısı

Irk üstünlüğünü yasaklayan Allah İsrailoğullarını lanetlemiştir. Kendilerine gönderilen peygamberleri öldüren bu tarif edilemez kötülüklerin var olduğu topluluk yüzyıllarca bulundukları bölgelerin sosyolojisini ve düzenini bozmuş, ikamet ettikleri neredeyse her devlet tarafından kovulmuşlardır. Tarih kitaplarımızda okuduğumuz gibi Osmanlı içerisinde bin bir çabayla birlikte Yahudi bir devlet kurma fikriyle ortaya çıkan Herzl ile başlayan serüven 1948 de sonucuna ulaşmıştır. O gün bugündür çevre ülkelere enkaza çevirme ya da tam anlamıyla yok etmeye dair fikir olarak adlandıramayacağımız bir nefret ile ilerleyen yahudiler (bahsi geçen yahudiler kavramını yöneticiler ya da yönetilenler olarak ayırmadan söylüyoruz) elinde bulundurdukları servetler sayesinde yıllardır süregelen katliamları gizleyebilmişlerdir. Bugün dedelerinin evlerinden sürüldüğü, babalarının gözleri önünde katledildiği, annelerinin tecavüze uğradığı Filistinli mücahitler, kilometre kare başına yaklaşık 6500 insanın düştüğü ve bu sayede dünya üzerinde en yüksek yoğunluk oranına sahip bölge gazze şeridinde alçak bir topluluğa karşı özgürlük savaşını gerçekleştirmektedir. Günümüzde gerçekleşen 7 Ekim baskınını da bu geçmiş dahilinde değerlendirmek gerekir. Ani saldırıyı; barış ve huzur bozucu, sivil katletme girişimi, biriken hırsı adam öldürerek atma yolu olarak adlandıranlar ya tarihten habersizlerdir ya da İslam düşmanlığı içerisindelerdir.

Söz ettiğimiz kişiler aynı zamanda yıllardır süren esareti sona erdirmek üzere örgütlenen ve Filistin halkını temsil eden yapıyı terör örgütü olarak görmektedirler. Başımızdaki İsrail belasından büyük olan şey de bu soysuz kişilerdir.

7 Ekim saldırısına gelirsek sabah saatlerinde gerçekleşen eş zamanlı baskınlarda Hamas birlikleri hiçbir direnç görmeden çeşitli İsrail üslerine sızma gerçekleştirdiler. Yıllarca süren tam anlamıyla ablukanın altından son derece organize ve çeşitli hava araçlarıyla baskın dünya basınını şok etti. Bu olağandışı gibi görünen durum halkımız tarafından her zamanki gibi İsrail kaynaklı bir senaryo olarak değerlendirildi.

Yapılan rezalet analizler İsrail’in yüceltilmesine dair provokasyonlarının ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Yahudilerin finansörlüğü eşliğinde çekilen diziler ve filmlerin aksine bu saldırılarda İsrail ordusunun ne kadar rezalet durumunda olduğunu görmüş olduk. Sahip olduğu teknoloji dışında böylesine büyük bir balonu fark edemeyen bireyler ister istemez en etkili İsrail destekçisi durumuna geliyor. Saldırıdan günler sonra karşı taarruza geçen İsrail birlikleri Hamas tarafından paylaşılmış görüntülerde gördüğümüz gibi ağır bir hezimete uğramakta. Aynı birlikler anlık olarak Gazze şeridinin çeşitli bölgelerinden de geri çekilmekte. Nefretlerini kenara bırakıp rasyonel düşünmeye başladıkları vakit İsrail yetkilileri en nihayetinde Filistin devletinin tanınmasını içeren barış görüşmelerine başlayacaklardır. Temennimiz olası barış anlaşmasının Türkiye arabuluculuğunda gerçekleşmesidir.

 

 

Kategoriler
Blog

Ülkemizin En Büyük Sorunu Beşinci Kol Nedir ?

Beşinci kol, bir düşman veya düşman grubu için çalışan daha büyük bir grubu veya ulusu içeriden sabote etmeye çalışan herhangi bir insan grubudur. Harris Mylonas ve Scott Radnitz’e göre, “beşinci kollar”, “devletin dış rakipleriyle işbirliği içinde ulusal çıkarları baltalamak için çalışan yerli aktörler”dir.  Beşinci bir kolun faaliyetleri açık veya gizli olabilir. Gizlice toplanan kuvvetler, bir dış saldırıya yardımcı olmak için açıkça harekete geçebilir. Bu terim aynı zamanda askeri personel tarafından organize edilen eylemlere de genişletilmiştir. Gizli beşinci kol faaliyetleri, dış desteğe sahip gizli sempatizanlar tarafından savunma hatları içinde gerçekleştirilen sabotaj dezenformasyon casusluk ve/veya terör eylemlerini içerir.

“Beşinci Kol” terimi ilk defa İspanya İç Savaşı sırasında ortaya çıktı. Ekim 1936’nın başlarında İspanya Cumhuriyetçi Medyasında popülerlik kazandı ve çok hızlı bir biçimde diğer ülkelerde de kullanılmaya başlandı. Terimin ilk kullanımı ise Alman maslahatgüzarı Hans Hermann Vöcklers tarafından Berlin’e gönderilen gizli bir telgraf yazışmasındadır. Yazışmada General Franco’nun Madrid’e dört farklı koldan saldırmayı planladığı ve Madrid’in içerisinde de saldırmak için bekleyen gizli bir ”beşinci kol” bulunduğu yazmaktadır. 

Gelgelelim ”beşinci kol” un Ülkemizi ilgilendiren kısmına : Emperyal güçler kontrol ettiği iç odaklarını, Ülkemize karşı diri tutabilmek için bugünlerde büyük gayret içinde.

İstihbarat servisleri soğuk savaş döneminde aktif kullandığı, gayri nizami harp tekniklerini, şimdi yeniden harekete geçirmeye hazırlanıyor.
Bu kapsamda, Ülkemizi içeriden çökertmenin planları ve uygulamaları yer alıyor.
Bunun içinde yeri geldiğinde terör örgütleri, yeri geldiğinde de içeride kullandıkları aparatların kullanılması planlanıyor.

Emperyalizmin gözden geçirdiği karanlık ajandasında, önemli yer tutacak olan yeni gayri nizami harp, aynı zamanda psikolojik harbi de içeriyor.
Bu kapsamda kitleleri kontrol edebilmek, algıları oluşturmak ve yönetmek ve böylece hedef ülkenin iç bünyesini ele geçirmek hedefleniyor.
Algıları gerçeğin önüne koyabilme, değerleri zayıflatma, tarihi, milli, manevi bağları etkisizleştirme,
Emperyalizme karşı mücadelede duyarsızlaştırma çabaları olarak sıralanabilir.

Emperyalizm, Ülkemizin Doğu Akdeniz’de haklarını koruma kararlılığını,
Saldırgan tutum olarak göstermek istiyor. Bunun için de “ne işimiz var Libya’da” diyenlere ilgi duyuyor.

Ayrıca Emperyal güçler sözde terörle mücadele ettiklerini iddia ediyorlar ancak Ülkemize zarar vermeleri için sırtlarını PYD ye YPG ye yaslayan güruhlara koşulsuz şartsız desteklerini iletiyorlar.

Bazen de, Ülkemizin ihtiyaç duyduğu S-400 hava savunma sistemini, üretime dayalı milli savunma stratejisiyle uyumlu kılmak için tercih etmesinden,
rahatsız oluyor… Bunun için; “S-400’leri iade edelim, başınıza çok bela olacak” diyenlere de sempati besliyor…

Kimi zaman da, Ülkemizin Suriye’nin kuzeyinde PKK eliyle kurulmak istenen uydu devletçiğe karşı verdiği mücadeleyi, Kürtlere karşı savaş olarak göstermek istiyor… Bunun için; “YPG bize mi saldıracak, sınırımızda YPG’nin olmasından rahatsız olmayız.” sözlerini destekliyor.

Beşinci kol faaliyetleri, farklı maskelerle, farklı sözlerle, diri tutulmaya devam ediliyor…
Türkiye’nin emperyalist bir kuşatma altına girmesi, bu faaliyetlerin, nihai amacı olarak karşımızda duruyor.

 

Kategoriler
Blog

Tesbihin ‘Raconu’

Bir gün bulunduğum bir mecliste bir abim “Hayatımızın yarısını filmlerden öğreniyoruz” gibi bir laf etmişti, iyi ya da kötü manada, model ve örnek teşkil ediyor. Orada gördüğümüz birine özeniyoruz, onun gibi giyinip onun gibi konuşuyor ve onun gibi sigara içiyoruz, rol kesiyoruz adeta.

Allah’ı anmaktan nasıl alıkoyacaklarını şaşırmış durumdalar. Birçok değerimizi ve meziyetimizi kültür emperyalizmi ile tarumar etmeye çalıştıkları gibi, dizi ve sinemada gerek en çirkin işleri yapan, gerekse en has raconu kesenin eline birer tespih verip, olayı avamın gözünde ve algısında kaba ve tahammül edilmez bir şekle sokanlardan kaynaklandığını düşünüyorum. Buna örnekler de verebilirim;

Tespihi çeken kişinin normalde Allah’ ı zikretmesinden ötürü kalbi yatışmış ve gönlü kuvvetlenmiş olduğundan, elindeki tespihi bir “kabadayı” edasıyla ve racon da keserek sallaması, olayın aslından saparak tahrifine yol açmış olur.

Böylelikle çektiğin de sabırla, sükûnla ve zikirle yatışıp dolan kalp ve onun yönettiği vücudun diğer azaları, amaçtan ve maksattan, belki de hikmetten yüz çevirerek, hikmete ters bir istikamet çizer ve sakat, taşlı bir yola giriverir.

Akran olanlar kendi aralarında ve kendi ortamlarında tespihlerini çıkarabilir, çekebilir veya sallayabilirler. Ortamda kendilerinden yaşça bir büyük arkadaşları varsa, ona ağabey diye hitap ediyorlarsa, onun yanında tespih çekilebilir ama sallanamaz. Tek küçük kendisi ve diğerleri büyük ise tespih ne sallanır, ne de çekilir. Elde, avuç içinde kalır.

Bileğe tespihi yalnızca “icraatı” olan kişi takar. O artık onun kolunda bir bileziktir. Cebe girmez, sallanmaz, sadece çekilir sonra da bileğe tekrar geçirilir orada kalır.

Yürürken sallanan ve çekilen tespih, yine bir büyükle karşılaşınca saklanır. Tespih raconu çok geniştir. İyi tespih Usta işi kıymetli cevher içeren itibardır. Bu itibar muhteva bakımından bir statü oluşturmaz. Yalnızca akranlar arasında itibar sağlar. Bir büyüğün yanında eğer büyüğün tespihi bunun yanında zayıf bir görüntü verecekse çıkarılmaz. Çıkarıldığında görünürse hoş karşılanmaz. İstenirse veya iltifat görürse hediye edilir, vermemezlik edilmez. Çünkü ağabey kardeşlik hukuku bunu gerektirir. Sokağın sosyolojisi ayrıca bu türden kendi içerisinde yasalar barındırır, bu racondur. Eğer bir küçük, büyüğünün yanında tespih çıkarır ve onu çekmeye başlarsa “ ben rüşdümü ispat ettim, hüküm verebilirim, racon kesebilirim, söyleyecek sözüm var, sözümün ve hareketlerimin sonuçları ile yüzleşecek kapasitem var, cesaretin ve gücüm de var” demiş olur çoktan. Büyükleri eğer buna kâni iseler, o kişi artık lig atlamıştır. Yok, kabul görmez ise tahkir edilir, tespih elinden alınmaz ve nasihatlerle uyarılır. Dik başlılık gösterirse, bütün o demiş olduklarının arkasında durabiliyor mu diye test edilir. Eğer fire verirse elinden tespihi alınır belki hatta dövülür.

Bunun dışında bir büyüğe tespih hediye etmek ona kıymet verdiğini göstermek demektir. Sözüne, hükmüne ve varlığına itibar ediyorum demektir. Onun hediyeyi kabul etmesi de sorumluluğunun farkında olduğunu gösterir. Onu kollayacak, gözetecek ve durumundan her zaman haberdar olacaktır. Bir elinin onun üzerinde sürekli olduğunu hissettirecek bir işarettir.

Hülasa tesbih sokakta birkaç çeşit zümrenin elindedir. Onlar hakkında, baktığımızda bize bilgi veren bir iletişim aracıdır da aynı zaman da.

Bunlar biri; Otoritesi olan, duruş ve karakter bakımından saygı görendir. Kendisi toplum içinde hem sevilen hem de sayılan biridir. Eli kolu uzun, çevresi geniş insandır. Hakkı gözetir, adaletli hüküm verir. Anlaşmazlıklarda kendisine danışılır ve vereceği karara riayet edilir. Ara buluculuk ettiği meselelerde verdiği hükümleri taraflardan biri çiğnenirse, bunu kendisine yapılan bir hareket gibi görür ve bir ceza keser.

Bir başka türü de, uslanmaz, arsız ve serseri olanıdır. Bu gibi kişilerin racona uymak gibi bir gündemleri asla yoktur ve fakat ancak kendilerinin gücünün yetmediğine denk gelene kadar. Bunlar genelde tespihlerini çekmez, sallarlar. Tespihin sallanması hakarettir. Bu hareketi, hükmünü bilmediği veya kestiremediği kişilere karşı bilinçsizce ya da bilerek uyumsuzluğunu beyan etmek maksadı ile yapar. Kimsenin hükmünün kendine geçmeyeceğini böylece ifade etmiş olur. Farkında olmadığı hüsnü zannı ile uyarıldığında, hareketine son vermezse, uyarının dozu artar. Bu karşılıklı devam ederse adeta bir düelloya dönüşür ve kimin gücü kime yeterse ile noktalanır.

Bir de bu işin meraklıları, sevdalıları, koleksiyoncuları vardır ki bunlar bütün bu yukarıda yazılanlardan beridir. Bilinirler, sevilirler. Sokağın tesbih raconu o kişilere hükümsüz kalır. Onlar iddiasız olduklarından bu konuda kendileriyle herhangi bir tersleşme olmaz.

“Tespih elden ele, emanet (tabanca) belden bele gezmez”

Bazı filmlerde tespih raconu ile ilgili sahneler. Örneğin Kurtlar Vadisi dizisinde Seyfı Dayı’nın cenazesini defin esnasında o âlemde koşturmuş cenazeye katılanların hepsi kendi tespihlerini Dayı’nın mezarına atıyor. Bunun bir anlamı “Sen hükmü geçen, kestiği racona uyulan, adaletli olan bir insandın, artık senin gibi adaletli, delikanlı, sözünde duran, dürüst, akil ve cesur biri daha gelmez, biz bunlara şahidiz” Bir de; “Senden sonra bizim hüküm verip racon kesecek halimiz yok, bunu sen iyi yapardın, bize de artık raconu senin gibi hak sahibine bırakmak yakışır” der ver tespihlerini onunla birlikte gömerler. Tabii ki bunu bırakacaklarından değil, bu da başka bir racondur ve ağır bir saygı ifadesidir. Bir de videoda Abidin’in izahı var ki o da bunlara dahildir

Kategoriler
Toplumsal Sorunlar

Bireyselleşme ve Ahlaki Çöküntü: Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?

Son yüzyıl içinde bireyselleşmenin artması, toplumlarımızı derinden etkileyen bir fenomen haline gelmiştir. Bireylerin kendi isteklerine odaklanması, özgürlüklerini savunmaları ve kişisel tatminlerini ön planda tutmaları gibi unsurlar, toplumun ahlaki değerlerinin çöküşüne yol açmıştır. Bu durum ise gelecekte bizi bekleyen sorunların önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Bireyselleşme ile birlikte ahlaki değerlerin sorgulanması ve çöküşü kaçınılmaz olmuştur. Toplumun ortak değerlerine olan bağlılık azalmış, insanlar kendi çıkarlarını koruma amacıyla etik kuralları göz ardı etmeye başlamıştır. Örneğin, dürüstlük, saygı ve yardımseverlik gibi değerler eskisi kadar önemsenmemekte ve yerini bencilce davranışlar almaktadır. Bu da toplum ilişkilerinin zayıflamasına, güvensizlik ve rekabetin artmasına neden olmaktadır.

Gelecekte bizi bekleyen sorunlardan biri, ahlaki çöküntünün toplumsal yapıya olan etkisidir. Ahlaki değerlerin zayıflaması, toplumun dayanışma ve işbirliği ruhunu zedeler. İnsanlar kendi çıkarlarını önceliklendirdikçe, toplumun genel çıkarları ve sürdürülebilirliği göz ardı edilebilir. Bu da bireyler arasında çatışmalara, adaletsizliklere ve sosyal huzursuzluklara yol açabilir.

Diğer bir sorun ise, bireyselleşmenin psikolojik etkileridir. İnsanlar arasındaki bağların zayıflaması, yalnızlık hissinin artmasına ve depresyon gibi ruhsal sorunların yaygınlaşmasına neden olabilir. Bireyler, kendilerini yeterince anlaşılmış ve desteklenmiş hissetmediğinde, yaşam kalitesi düşebilir ve psikolojik sorunlarla mücadele etmek zorunda kalabilirler.