Kategoriler
Blog

Üniversiteler İşlevini Görüyor Mu?

Ülke sınırlarımız içerisinde ve günümüzde evlat sahibi vatandaşlarımızın lise sonrası birer gereklilik olarak gördükleri üniversiteleri her birey farklı biçimde göz önüne alabilir. Ancak bu kurumların genel maksatları; piyasalar için kaliteli ve nitelikli bireyler yetiştirmek, sahip olunan evrensel ve ulusal bilgi birikimini daimi olarak ilerletmek ve dünyamızı ve ülkemizi daha yaşanabilir birer medeniyet haline getirmektir. Bu tanımların somut örnekler ile pek uyuşmadığının hepimiz farkındayız. Peki nerede yanlış yaptık?
Türkiyede 1990’lardan itibaren üniversite açma furyasının oluştuğunun hepimiz farkındayız. Yetkililerin zekice bir hareket olarak gördüğü metre kare başına üniversite açma politikalarının sonucu maalesef yanlış değerlendiriliyor. Bu yönelimle iddia edilen getiri ailelerin yanında olan öğrenciler ülke boyunca dağıtarak onları harcama yapmaya teşviklendirmek ve bölge ekonomisinin kalkınmasını sağlamak. Mevcut iktidarın yol ve altyapı yapımı gibi piyasaya para sokma maksadıyla harcama yapma stratejisinin hepimiz farkındayız. Uluslararası alanda da dile getirilen bu ekonomi politikaları nispeten başarısını göstermiştir. Lakin yol köprüye ödenen bedelin bir karşılığını somut olarak görüyoruz ve ondan faydalanabiliyoruz. Peki öğrenciye ailesi ve devlet tarafından harcanan para nereye gidiyor? Üniversiteye bilim üretmek ve nitelikli eleman yetiştirmek için yerleştirilen akademisyenler görevlerini yerine getiriyor mu? Yetiştirilen diplomalı bireyler verilen değeri alıyorlar mı? Bu soruları cevaplandırdığımızda uygulanan politikaların yanlışlığının farkına varmak çok da zor olmasa gerek.
Elektroniklerin hayatımıza girene kadar geçimini tarım ile sağlayan Anadolu insanı zor yaşantılarının sonucu olarak verdikleri uğraşların karşılığını alamayışın yıllarca acısını çekmişlerdir. Bu karşılıksız köle gibi çalışmaya çözüm olarak anne babalarımız eğitim öğretimi haklı olarak şartsız bir gereklilik olarak görmüşlerdir. Ancak yanıldıkları bir husus var: Üniversitede geçirilen zaman dilimi eğitim öğretime dahil mi? Geçmiş öğrenim yıllarında başarılı olmuş öğrencilerin dışında ortalama ve bu düzeyin altında olan bireylerin üniversite adında 4 yıllık okullara gönderilmesi çeşitli nedenlerden ötürü son derece yanlıştır. İlk olarak annesinin ders çalışıyor, devletin sağladığı bursu öğrenimine yönelik harcıyor olarak düşündüğü bu öğrenci kılıklı başıboş kişi gece yatarken bir sonraki gün sarkıntılık yapacağı kızı, sabah 9’daki sınavı kopya ile nasıl geçeceğini ve gelen burs parasını alkole mi yoksa sigaraya mı harcayacağını düşünüyor. Konuştuğu lafların bile dikkate alınamayacağı bu aşağılık insanlar meslek edinme uğraşları yerine vakitlerini bir fincan kahvenin etli bir öğün yemek değerinde olduğu kafelerde geçiriyorlar. Ne yazikki gençlerimiz hayatlarının epey bir boş vakte sahip olduğu 4 senelik kısmını kendine katma değer sağlamak üzere harcamıyorlar.
Mimarlık, mühendislik, öğretmenlik aklınıza gelebilecek herhangi bir mesleğin sahibi olacak öğrencilerin 4 sene boyunca okutulması ağır bir maddi yüke, öğrenci aile arası ve öğrenci memleket arası bir özleme, en önemlisi de 4 yıllık bir zaman kaybına neden oluyor. Karşılığında ise öğretmenseniz atanmayı bekleme hakkında, mühendisseniz bir şirkete iş başvurusunda bulunan 100 kişinin arasında olma hakkında, mimarsanız da kapısının bir işveren tarafından çalınmasını bekleyen birey olma hakkına sahip oluyorsunuz. He birde diplomayı unutmayalım.
Tüm bunlar öğrencilerin suçu değil elbette. Yine aynı üniversitelerde bir derse girdiğinizde hoca denilecek kişilerin sorumlu oldukları alanlarda ders verecek kadar bilgi sahibi olmadıklarını görebilirsiniz. Bilim üretmekten, anlatılacak konuya çalışmaya zaman bulamayan bu bilim insanlarımız aynı zamanda yetiştirmeleri gereken öğrencileri de irtibat kurulması gereksiz insanlar olarak görüyorlar. 2022-2023 döneminde yaklaşık 185 bin kadar sayıda akademisyenin iş başında olduğu görülmüş. Peki soralım sizlere ders anlatmayı sınıfta geçirilecek zorunlu bir süre olarak gören bu 185 bin kişinin büyük kısmının ürettiği bilim nerede?
Devlet yetkilileri siyasette kimin altında kimin üstünde olduğunuzu düşünmek yerine attığınız ve atacak olduğunuz adımların etkilerini hesaplayınız. Diplomayı aldıktan sonra hiçbirşey olamayacak bir birey için hem milli bütçeden hem de aileden milyonlar harcanıyor.
4 sene sonra çocuğunuzun ağlayarak atama beklediğini görmek istemiyorsanız, bir işin ucundan tutmasını öğretin.

Kategoriler
Blog

Dünyanın Rezerv Parası : Doların Hükümranlığı

Bir para düşünün ki dünyanın her yerinde kabul görüyor , alınıyor , satılıyor , stok yapılıyor , tüm dünya bankalarının ve devletlerinin rezervlerinde istisnasız bulunuyor hatta bazı yerlerde sözde ‘yatırım’ olarak görülüyor ; evet doğru bildiniz bu kağıt parçası Amerikan dolarından başkası değil . Peki bu özünde değersiz bu kağıt parçası nasıl oldu da tüm dünyayı hükümranlığı altına aldı , nasıl temel rezerv para haline geldi ?

2023 yılı itibariyle uluslararası alanda yapılan her beş ticaretten üçünde dolar kullanılıyor. Yalnızca bu veri bile durumun vahametini ortaya koymakta. Diğer tüm para birimi ve ödeme yöntemlerine açık ara fark atan doların ve diğer banknotların tarihine bir göz atalım.

Bildiğiniz üzere insanlar  ilk zamanlarında kendi ihtiyacı olan materyalleri doğadan kendileri temin ediyorlardı , fakat insan sayısı artış gösterdikçe değişen hayat koşulları nedeniyle bir insan kendi yaşamı için gerekli olan tüm materyalleri kendisi üretmekte yetersiz kaldı , bunun sonucunda takas usulü ortaya çıktı. Takas usulü ile insanlar kendilerinde olmayan ve ihtiyaç duydukları malzemeleri birbirleri ile değiş tokuş ederek ihtiyaçlarını karşılamaya başladılar , fakat zaman ilerledikçe bu yöntemin çok da iyi bir yöntem olmadığı ortaya çıktı . Örnek vermek gerekirse diyelim A kişisinin bir evi var ve bu evi satmak istiyor , B kişisi A ya gelerek evini almak istediğini söylüyor , A , B ye evimin karşılığında ne verebilirsin diyor B de misal 10 adet büyükbaş hayvan vermeyi teklif ediyor ; peki ya A nın büyükbaş hayvana ihtiyacı yoksa ? Hayvanlara bakmak istemiyorsa ?  Bu durumda A hayvanlar ile evi takas ettikten sonra kendi ihtiyacı olan malzemelerin karşılığında büyükbaş hayvan kabul eden birini bulması lazım ki ihtiyaçlarını giderebilsin , bu da zahmetli bir durum . Bundan dolayı insanlar alışverişlerinde karşıdakine verdiğinde veya karşısındakinden aldığında herkesin kabul edeceği bir meta aramaya koyuldular .

Bu noktada ortaya altın , gümüş , bakır gibi değerli madenler keşfedildi , insanlar bu madenleri şekillendirerek kendi aralarında ticaretin birimi olarak kullanmaya başladılar ve bu şekilde ilk paralar oluştu .

M.Ö 7.yy da ilk altın ve gümüş paralar Lidya’da ortaya çıktı(Lidya günümüz Anadolu coğrafyasının batı kesimlerine tekabül eden bir bölgedir.).Paralar, Lidyalılar tarafından ele geçirilen altın ve gümüş madenlerinden yapılmıştı. Bu paraların her birinin üzerinde, krallığın sembolü olan bir aslan figürü bulunuyordu . Bu, para birimi standartlarını ve paranın gelişimini başlattı .

Antik Yunanistan ve Roma İmparatorluğu döneminde ise altın ve gümüş paraların kullanımı yaygınlaştı. Bu dönemde, sikke olarak bilinen bir tür para kullanıldı. Sikke, üzerinde devletin sembollerini taşıyan küçük, yuvarlak parçalardı. Roma İmparatorluğu, sık sık para birimini değiştirdi ve birçok farklı para birimi kullanıldı .

Değerli madenlerden yapılan paralar İslam coğrafyasında da kullanıldı , Efendimiz(s.a.v) zamanında kullanımda olan üç farklı para bulunuyordu: Roma İmparatorluğuna ait altın dinar , Pers İmparatorluğuna ait gümüş dirhem ve yine Pers İmparatorluğuna ait bakır fülus . Müslümanlar da devletleri güçlendikten ve genişledikten sonra Hicri 77 – Miladi 695 tarihinde kendi altın paralarını basmaya başlamışlardır .

Bu süreçte başta Çin topraklarında olmak üzere yerel olarak ilk banknot diyebileceğimiz kağıt para örnekleri ortaya çıksa da bunlar o dönemlerde hiçbir zaman popüler olmadı ve küçük komütelerde kullanımdan başka öteye gitmedi.

Genel olarak insanlık yapmış olduğu ticaretlerde 19.yy a kadar altın gümüş ve bakırdan ihtiva edilen paraları kullanmaya devam etti .

Takvimler 19.yy a geldiği zaman devasa boyutlarda gemiler inşa edilmeye başlamış ve dünyadaki ticaret yerel ticaretten global ticarete dönmüştü , örneğin İtalyan bir tüccar devasa gemisi ile Çin’e gidip oradan aldığı malzemeleri geri dönüp Avrupa’da satabiliyordu fakat bu büyük çaplı ve uzun menzilli ticaretlerde altın kullanımının ciddi riskleri vardı , fırtına çıkıp geminin batması , geminin korsanlar tarafından saldırıya uğraması gibi durumlarda tüccarlar çok ciddi zararlar ediyorlardı . Bu durumdan yararlanmak isteyen  dünya çapındaki zamanın çok zengin kişileri birbirleri ile anlaşarak günümüzün modern bankalarının ilk örneklerini kurdular . Kurdukları sistem özetle şu şekilde idi:

-Uluslararası ticaret yapan tüccarlarla antlaşmalar yaparak tüccarların ellerindeki altınları kendileri alıp karşılığında üzerlerinde altın olarak karşılıkları yazan ilk modern banknot örneği diyebileceğimiz belgeleri küçük komisyonlar karşılığı tüccarlara verdiler.(Örneğin tüccar 100 kilo altın karşılığı aldığı 1 adet belgeyi ticaret yapmak istediği ülkeye gittiği zaman gittiği ülkede onu oradaki büyük para babalarına bozdurarak karşılığında 99 kilo altın alıyordu , görünüşte 1 kilo altın karşılığında fiziki olarak altın nakletmeden tehlikeli durumları minimize ederek ticaretlerini güvenle yapabiliyorlardı. Bu belgeleri satan tüccarlar ise kendi aralarında ne kadarlık altına karşılık belge alıp verdiklerini kontrol edip belli zaman aralıkları ile bir araya gelip hesaplarındaki eksiklik fazlalıkları birbirlerine veriyorlardı.(Günümüzde bu yöntem ile kaçak olarak yabancı ülkelerde çalışan işçiler kendi ailelerine para göndermektedir yani bir çeşit off-shore bankacılık yöntemi olarak hala hayattadır.)

Bu yöntem ile tüccarları dolandırarak altınlarını gasp edip büyük ticaretlerde altın kullanımını bitiren zamanın zenginleri ; kasalarını daha da çok doldurmak adına aynı yöntemi avam halk karşısında da uyguladılar. Altınlarının çalınmasından , kaybolmasından  , savaş halinde yağmalanmasından korkan halk da ellerindeki altın , gümüş ve mücevherat gibi değerli malzemeleri bu zenginlerim ”güvenli” kollarına teslim ederek karşılığında aldıkları belgeler ile değerli malzemelerini kaybetme veya çalınma tehlikesi olmadan alıp satıyorlar , sattıkları malları alan alıcı kişiler ise dilerlerse satış sonrası alıcı satıcının verdiği belgeyi malı elinde bulunduran zengin kimselere giderek küçük bir meblağ  karşılığında fiziki olarak da temin edebiliyordu. İşte insanlar güvenli ticaret yapma isteği ve birtakım korkuları sebebi ile bu şekilde zenginler tarafından sömürüldü.

Bu sistem ilk oluştuğu zamanlar insanların elindeki belgelerin gerçekten de altın veya farklı bir değerli maden/mücevherat anlamında bir karşılıkları vardı , eğer kendinize ait olan değerli eşyaları fiziki olarak elde etmek istiyorsanız eşyalarınızı teslim ettiğiniz zengin kişiye gidip onun size vermiş olduğu belge karşılığında size ait olanları geri alabiliyordunuz. Fakat bu zengin kimselerin gözleri doymak bilmiyordu , kendi çevrelerindeki kişilerin de zenginleşmesi adına ve kendilerine borç almak için gelen kişilere faiz ile altın karşılığı olmayan belgeler dağıtmaya başladılar .

Durum 20yy. a geldiğimizde o kadar berbat bir hale gelmişti ki gerek devletler altın karşılığı olmadan banknot basıyorlar zenginler de insanların kendilerine emanet ettiğinden çok daha fazla altın ve değerli malzemeyi kağıt halinde piyasaya dağıtmışlardı ; bu durum ise enflasyon , stagflasyon gibi sorunlara yol açıyordu.

Tarihler 1944 yılı Temmuz ayına geldiğinde ise bu sorun karşısında Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde 44 devlet ABD’nin New Hampshire eyaletindeki küçük bir kasaba olan Bretton Woods’ta toplanarak Uluslararası Para Antlaşmasını imzaladılar. Antlaşmayı özetlemek gerekirse antlaşmanın tüm tarafları kendi ulusal paralarını Amerikan dolarına endekslediler ; Amerikan doları ise altına endekslendi , sonuç olarak dolar dünyada altın ile dönüştürülebilirliğini koruyan tek para oldu . Bu tarihten sonra devletler para basmak istediklerinde basmak istedikleri ulusal paranın ederi olan dolar miktarının karşılığı kadar altını ABD ye teslim ediyor , ABD ise talepte bulunan devlete hiçbir reel değeri olmayan tabiri caize kağıt parçası olan olan dolarları teslim ediyor ve devletler ancak bu şekilde para basabiliyorlardı. Bu durum reel zenginliği temsil eden altınların ve diğer kıymetli şeylerin ABD nin elinde birikmesine ve diğer devletlerin ellerindeki reel zenginlik olan altını banknot basmak için ABD ye teslim ederek aslında fakirleşmelerine yol açtı.

Bu durum 1971 e kadar devam etti . 1971 yılında ABD başkanı Richard Nixon yaptığı bir konuşma esnasında altın ile doların bağını feshetmiştir. Bu konuşmanın yapıldığı esnada tüm dünyadaki altın rezervlerinin %70 inden fazlası ABD de toplanmıştı bile . Bu tarihten sonra doların karşılığı altın olmaktan çıkarak başka bir dolar banknotu olmuştur , bu da Amerikan dolarını dünyada karşılıksız olarak basılabilen tek para birimi haline getirdi. ABD diğer devletlere de belirli malzemelerin (petrol gibi) dünyadaki ticaretinin sadece dolar ile yapılması konusunda da azami baskı kurdu . Bu da doların dünyadaki egemen para olması konusundaki son adımı tamamladı ; tabiri caize ABD’yi dinlemeyerek uluslararası ticaretleri dolar ile yapmayan devletlerin (altın ile yapan Venezuela ve Libya ve Euro ile yapan Irak) başlarına gelenler ortadadır .

Günümüze gelecek olursak  ABD herhangi bir devletten diyelim ki buğday ithal etmek istiyor , buğday ihracatı yapan bir devlete gidiyor , o ülkenin ahalisinin binbir zorlukla bir yılda yetiştirdiği buğdayları alıyor , karşılığında ise bir gecede bastığı dolar denilen hiçbir reel değeri olmayan kağıt parçalarını buğdayı ihraç eden devlete veriyor , bu şekilde hiçbir emek sarfetmeden tabiri caizse her şeyi beleşe getiriyor ; bu şekilde piyasaya daha fazla dolar pompalıyor ve dünyada gün geçtikçe dolar ile ticaret yüzdesi artıyor , dolar lobisi güçleniyor , doların hükümranlığı sağlamlaşıyor .

Peki dolar lobisinin ülkemizdeki kuklası olan oluşum kim dersiniz ? Doğru bildiniz ; tıpkı ülkemiz için tüm zararlı ve beka sorunu olan faaliyetler , dış devletler , büyük küresel şirketler , terör örgütleri ve yabancı istihbarat servislerinin maşası olan CHP zihniyeti ülkemizde dolar lobisinin de bir numaralı temsilcisidir , bunu Reisimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın 2 Aralık 2016 ve 10 Ağustos 2018 de yapmış olduğu ”dolarlarınızı bozdurun” çağrısına ; 19 Nisan 2022 de yürürlüğe giren döviz ile ticaret yasağına ve devletimizin son 10 senede geçmiş olduğu altın stoklama politikasına dönemin CHP genel başkanı ve CHP milletvekillerinin vermiş olduğu tepkilerden anlayabilirsiniz.

Hür Düşünce ekibi olarak siz değerli takipçilerimize kesinlikle başta Amerikan doları olmak üzere tüm banknotlardan ve kartla alışverişlerden mümkün olduğunca uzak durma çağrısı yapıyoruz , bunun iki istisnasını da ülkemiz içinde alışveriş yaparken kullandığımız Türk Lirası ve anonim şekilde hizmet almak için kullandığımız kripto paralar olarak görüyoruz(kripto paraların da herhangi bir reel değeri olmamasına rağmen maalesef ki bulunduğumuz çağda insanların gizlilik ve mahremiyetlerinin ortadan kaldırılma çabasına karşı internet üzerinden ve gerçek hayatta iz bırakmadan hizmet almak , bağış yapmak veya toplamak için maalesef kripto para kullanımına mecbur bırakılıyoruz , bu konuya daha sonra farklı bir başlık altında etraflıca değinilecektir.). Bundan dolayı kayıtdışı ticaretlerimizde dahi dolar ve yabancı banknotlar kullanmayalım , bunlara yatırım gözü ile alıp depolamayalım , birikimlerimizi altın , platin , gümüş gibi madenlere yapalım ve bunları kendi evimizde işyerimizde özetle kendi erişimimiz olan yerlere fiziki bir şekilde depolayalım , yeni dünya düzeninin dolar dayatmasına karşı dik duralım .

 

 

 

 

Kategoriler
Blog

Uykusuzluk Hakkında Genel Bilgiler

Insomnia

Giriş

İnsomnia kısaca uykusuzluk olarak bilinse de uykuya dalma ve sürdürme işlemlerinde zorluk yaşanan hastalığın adıdır(1). Uykusuzluk bozukluğunun görülme sıklığı yaklaşık %10-20 olup, yaklaşık %50’si kronik seyreder(2).Haftada birkaç kez ve 3 aydan uzun süren uyku bozuklukları kronik uykusuzluk olarak sınıflandırılır. Tedavisinde genellikle Ramelteon, Doksepin , benzodiazepinler ,benzodiazepin reseptör antagonistleri , çift oreksin reseptör antagonistleri (DORA’lar)kullanılır. Uykusuzluk birinci basamakta yaygın olarak karşılaşılan bir rahatsızlıktır fakat yeterince teşhis edilmediği ve yetersiz tedavi edildiği için ciddi sağlık bakımı yüküne yol açarve uykusuzluk sıklıkla eşlik eden hastalıklarla ilişkilendirilen farklı bir durumdur malesef ki uykusuzluğun patofizyolojisi karmaşıktır ve tam olarak anlaşılamamıştır, ancak hakim teori, uykunun, beyindeki uyanıklığı teşvik eden bölgelerden ve uykuyu teşvik eden bölgelerden gelen girdilerin dengelenmesiyle düzenlendiği yönündedir(1).

İnsomnia Neden Önemlidir

Uykusuzluk bir halk sağlığı sorunudur ve tıbbi uygulamalarda en sık görülen şikayetlerden biridir(6). Bu bozukluk, uyku kalitesi, uykuyu başlatma veya sürdürmede zorluk, önemli sıkıntı ve gündüz işleyişinde bozulma ile karakterizedir(6). Çalışmalar, uykusuzluğun çok yaygın bir durum olduğunu ve semptomların yetişkin nüfusun yaklaşık %33-50’sinde mevcut olduğunu ortaya koymuştur(6).  Yaygınlığı genel nüfusta %10 ila 15 arasında değişmektedir; kadınlarda, boşanmış veya ayrılmış bireylerde, sevdiklerini kaybedenlerde ve yaşlılarda daha yüksek oranlar görülmektedir  ayrıca kronik uykusuzlukla birlikte depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, intihar, motorlu taşıt kazaları ve olası bağışıklık bozuklukları riski de artar ayrıca  uykusuzluk, psikiyatrik bozukluklar ve kardiyovasküler hastalıklar gibi durumların gelişme riskini artırır ve uykusuzluğun yeterli tedavisi, kardiyovasküler ve zihinsel sağlık sonuçlarını iyileştirir(1,6).

Kısaca Sirkadiyen Ritimler

Sirkadiyen ritimler 24 saatlik bir süre boyunca salınır ve beslenme davranışları, uyku-uyanıklık döngüsünün düzenlenmesi ve metabolik homeostaz dahil olmak üzere günlük yaşamın birçok fizyolojik sürecini ve yönünü etkiler ayrıca endojen biyolojik saat ile eksojen aydınlık-karanlık döngüsü arasındaki yanlış hizalama, önemli düzeyde sıkıntıya ve işlev bozukluğuna neden olabilir(5). Optimum şekilde işleyen sirkadiyen ritmiklik için gereken biyolojik zaman tutucu, ön hipotalamusta her biri yaklaşık 10.000 nöron içeren iki küçük eşleştirilmiş çekirdekten oluşan suprakiazmatik çekirdekte (SCN) bulunur (SCN, vücudun ana zaman tutucusudur; sirkadiyen sinyallerin dış uyaranlardan, özellikle de ışıktan iletilmesi de dahil olmak üzere sirkadiyen homeostazdaki anahtar süreçleri yönetir, ancak aynı zamanda egzersiz ve yemek zamanlarının ana zamanları olan diğer dış etkenlerden de etkilenir)(5).

Açık-koyu algılama yoluna, açık-koyu etkisini retinohipotalamik yol yoluyla SCN’ye ileten, doğası gereği ışığa duyarlı özel retinal ganglion hücreleri (ipRGC’ler) aracılık eder ve bu da daha sonra intermediolateral hücre kolonu (IML) yoluyla aşağı doğru iletir (5). Üst servikal ganglion içinde sinapsa çıkmadan önce omurilik ve en sonunda epifiz bezinde sonlanır, böylece melatoninin siklik sekresyonunu düzenler (5).

Mavi Işık Neden Uyku Düzenini Bozar

ipRGC’ler, sirkadiyen sistemi uyaran ışığın fototransdüksiyonuna aracılık etmede anahtar rol oynayan ve çubuklardan ve konilerden farklı olan fotopigment melanopsini içeren özel retinal hücrelerdir , ipRGC’ler,  ışık uyarısı aldığında, bir depolarizasyon kademesi, SCN’yi sinirlendiren RHT aracılığıyla bir aksiyon potansiyelini başlatır(5). Çekirdek veya ventral SCN, ışığı ve karanlığı tespit etmek için duyusal süreçlerden sorumludur; kabuk veya dorsal SCN ise periferik osilatörlere iletim yapar (5). SCN aktive edildikten sonra doğrudan hipotalamusun paraventriküler çekirdeğini (PVN) innerve eder(5). Bu bağlantı, yol içindeki tek engelleyici konumdur ve görünür spektrumdaki mavi ışığa karşılık gelen 440-480 nm dalga boyundaki ışığın varlığıyla engellenir (5).

 

İnsomnia Tedavisinde Bitkisel Çay Kullanımı

Araştırmacılar son zamanlarda uykusuzluk çeken bireylerin çeşitli yan etkilerden dolayı reçeteli ilaçlardan kaçındığını ve bunları değiştirdiğini gösteriyor .İlgili çalışmaya Türkiye ve Ürdün’den 18 yaş ve üzeri 1044 kişi katıldı veriler, web tabanlı Google forms anketi anketi aracılığıyla kolaylık örneklemesi yoluyla toplandı  veri toplama anketi Facebook, WhatsApp, Twitter ve İnstagram üzerinden yaygınlaştırılıp katılımcılar arasında uykusuzluk şiddetini değerlendirmek için ankette Uykusuzluk Şiddet İndeksi (ISI) kullanılmıştır(3). Tüm katılımcılar arasında uykusuzluk sıklığı % 20.2  olarak bulunup uykusuzluk sıklığı Ürdünlü bireylerde %26,0, Türk bireylerde %12,2 olarak bulunmasının ardından tüm katılımcılar arasında bitkisel çay tüketenlerin oranı %71.9 olarak bulunmuştur(3). Uykusuzluğu olan katılımcıların % 65,9’u bitki çayı  tüketmektedir aynı zamanda uykusuzluğu olan % 12.8’i  bitkisel çay içme nedenini daha iyi uyku olarak yanıtlamış aynı zamanda 84 katılımcıdan %52,22’sinin yüksek düzeyde bilgiye sahip olduğunu bildirmiştir. (3). Uykusuzluğun tedavisinde bitkisel ilaçların etki mekanizmalarının temel olarak uyku sonuçlarını etkileyen gama-aminobutirik asit (GABA) sentezleyen ve GABA’yı metabolize eden enzimlerle ilgili olduğu bilinmektedir(4) . Genel olarak bitkisel ilaçlar, benzodiazepin olmayanlara göre daha fazla fayda sağlamamış ancak yan etkiler daha az olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, bitkilerin uyku miktarını ve kalitesini iyileştirmede bazı faydalara sahip olduğunu ve umut verici bir alternatif tedavi olabileceğini gösteriyor(4).

Insomnia Tedavisinde Kullanılabilecek Bazı Şifalı Bitkiler ve Etkileri

a)Matricaria recutita

Matricaria recutita’nın gündüz fonksiyonu, düşük uyku gecikmesi ve gece uyanma konusunda mütevazı faydaları vardır ve olası mekanizma flavonoid bileşenin etkilerinden kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir .Gama-aminobutirik asit (GABA) reseptörlerini modüle edebildiği gösterilmiştir (4).

b)Melissa officinalis

Melissa officinalis’in (limon balsamı) uykusuzlukta önemli iyileşmelere neden olduğu gösterilmiştir (4). Anksiyete belirtileri ve anksiyete ile ilişkili semptomlar rosmarinik asit, pentasiklik triterpenoidler, ursolik ve oleanolik asitleri içeren melisa bileşenleri, GABA katabolizmasının inhibitörleri olarak görev yapabilir (4).

c)Piper methysticum

Piper methysticum (kava) üzerinde yapılan bir klinik deneyde , psikotik olmayan anksiyete uyku bozuklukları, kava ekstraktı (WSR 1490)  ile etkili ve güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Diğer klinik deneyler, şifalı bitkilerin uykusuzluk üzerinde olumlu etkilerini göstermemiştir(4).

d)Lavandulaangustifolia

Lavandulaangustifolia (lavanta) üzerinde yapılan iki klinik çalışma  anlamlı faydalı etkiler göstermemesine rağmen Lillehei ve ark . lavantanın hastaların uyandıktan sonra kendilerini tazelenmiş hissetmelerini sağladığını buldu ancak uyku miktarı üzerinde yararlı bir etkisi olmadı (4). Ek olarak Lewith ve ark . lavantanın kadınlarda ve genç kişilerde uyku kalitesini iyileştirdiği sonucuna varıldı ancak etkisi anlamlı değildi (4).

e)Passiflora

Ngan ve arkadaşlarının araştırmasına göre Passiflora’nın uyku kalitesi üzerinde yalnızca kısa vadeli faydaları vardı(4).

f)Passiflora incarrnata

Passiflora incarnata (passionflower)  polisomnografi (PSG) ve anksiyete parametrelerinde anlamlı bir değişiklik göstermedi (4) .

g)Xylaria nigripes

Xylaria nigripes plaseboyla karşılaştırıldığında anlamlı bir fark göstermese de, bir iç karşılaştırma müdahale grubunda bir iyileşme ortaya çıkardı(4). Araştırmacılar, aktif bileşen olan 5-metilmelleinin beyindeki GABA’yı artırabildiğini ve uykusuzluğu iyileştirebileceğini öne sürdüler (4).

h)Valeriana officinalis

Üç çalışma, Valeriana officinalis’in (kediotu) insan modellerindeki etkilerini değerlendirdi . Coxeter ve ark . kediotunun uykuya dalma süresini azalttığını ve uyku kalitesi üzerinde küçük bir etki yarattığını bildirmiştir(4). Başka bir çalışmada, bu bitkinin plaseboya kıyasla müdahale grubunda hızlı olmayan göz hareketi (NREM) uykusunda uzun süreli yavaş dalga uykusuna (iyileşmede önemli) neden olduğu gösterilmiştir fakat hafif psikolojik uykusuzluk üzerinde de olumlu etkiler gösterdi ama başka bir çalışmada, kaydedilen uyku elektroensefalografisi (EEG), ruh hali ve psikometrik performans açısından 300 mg/gün ve 600 mg/gün kediotu tabletleri ve plasebolar arasında anlamlı bir fark gösterilmemiştir (4).

I)Valeriana edulis

  1. mexicana’nın hızlı göz hareketi (REM) uykusunu ( V. officinalis’e göre daha fazla ) ve delta aktivitesini arttırdığı, NREM uykusunda evre 1 ve 2 süresini, uyku latansını, uyanma ataklarını ve sabah uykululuğunu azalttığı belirtilmektedir ( V. officinalis’ten daha fazla ) (4).

 

Referanslar

  1. Shaha D. P. (2023). Insomnia Management: A Review and Update. The Journal of family practice, 72(6 Suppl), S31–S36. https://doi.org/10.12788/jfp.0620
  2. Buysse D. J. (2013). Insomnia. JAMA309(7), 706–716. https://doi.org/10.1001/jama.2013.193
  3. ALJABARI,HALLA. INSOMNIA AND FACTORS ASSOCIATED WITH HERBAL TEA USE AMONG TURKISH AND JORDANIAN COMMUNITIES.Yüksek Lisans Tezi, BAHÇEŞEHİR,2022
  4. Feizi, F., Namazi, N., Rahimi, R., & Ayati, M. H. (2019). Medicinal Plants for Management of Insomnia: A Systematic Review of Animal and Human Studies. Galen medical journal8, e1085. https://doi.org/10.31661/gmj.v8i0.1085
  5. Steele, T. A., St Louis, E. K., Videnovic, A., & Auger, R. R. (2021). Circadian Rhythm Sleep-Wake Disorders: a Contemporary Review of Neurobiology, Treatment, and Dysregulation in Neurodegenerative Disease. Neurotherapeutics : the journal of the American Society for Experimental NeuroTherapeutics18(1), 53–74. https://doi.org/10.1007/s13311-021-01031-8
  6. Bollu, P. C., & Kaur, H. (2019). Sleep Medicine: Insomnia and Sleep. Missouri medicine116(1), 68–75.
Kategoriler
Blog

Başıboş Köpekler ve Mama Lobisi

Geçtiğimiz günlerde bir haber okudum ; haberde kızına başıboş köpeklerin saldırması sonucu kızını kurtarmak için harekete geçen baba muhtemelen bir cisme takılıp kucağındaki bebeği ile birlikte yere düşüyor , olay sonucunda hem saldırıya uğrayan kız hem baba hem de babanın kucağındaki bebek yaralanıyor… ve akıllarda yine aynı soru : Ne zaman bitecek bu sokaklardaki köpek terörü?

Haber sitelerine ve televizyon haberlerine yansıdığı kadarı ile her hafta 1-2 farklı konumda ciddi yaralanmalı ve ölümlü köpek saldırıları yaşandığını görüyoruz , bu durum siz değerli takipçilerimize korkunç gelebilir şimdi sizlere daha da korkunç kısmını söyleyeceğim , bir de bunun bilinmeyen haberlere yansımayan tarafı var. Hür Düşünce ekibi olarak yaptığımız araştırmaya göre son 15 yılda Ülkemizde 2 milyona yakın köpek saldırısı gerçekleşmiş , tarihler günümüze yaklaştıkça köpek saldırılarının sıklıklarının arttığını görüyoruz(2021 yılında 300 bin kişi köpek saldırıları sonucu hastaneye başvurmuş.). 2021 den günümüze kadar köpeklerin saldırması sonucu yaklaşık 70 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini binlercesinin ciddi şekilde yaralandığını görüyoruz.

Durum göründüğünden de çok daha ciddi. Fakat bu sorunu çözmek amacı ile hiçbir adım maalesef ki atılamıyor bunun en önemli sebebi Mama Lobisi , ekseriyeti CHP zihniyetine mensup köpektapar vatandaşlar ve Ülkemiz sınırları dışında ikamet eden bir takım kişilerdir. İsterseniz bu konuyu biraz daha irdeleyelim , Mama Lobisi nasıl çalışır?

Mama Lobisinin Çalışma Prensibi:

1- Daha fazla mama satışı yapmak için sokak köpeklerinin üremesini sağlamak.

2- Belediyeler sokak hayvanlarının bakımına yetişemediği için sokaklardaki köpekler hastalıklı , sefil bir yaşam geçirsin fakat bu sokak köpeği güzellemesi yapan Mama Lobisi’nin zerre umurunda olmasın çünkü umurlarında oldukları tek şey daha fazla mama satarak daha fazla para kazanmak .

3- Sunulan her çözüm önerisine kendilerine hayvansever diyen  köpektapar militanları öne sürmek bu militanların kitle iletişim araçlarını kullanarak kamuoyu oluşturması köpek sorunun bu şekilde çözüme kavuşturulmasını engellemek.

Bazı dış güçler ve istihbarat servisleri tarafından fonlanan dernek görünümlü beşinci kol faaliyeti cepleri, hayvansever kılığındaki  köpektapar tipleri öne sürmek ve kışkırtmak için akla hayale gelmeyecek şeyler yapabilir. Mesela köpekler tarafından saldırıya uğrayan kızın ailesine dava açabilir. Görsel

Görselde gördükleriniz şaka gibi fakat doğru. Köpekler tarafından saldırıya uğran kızın ailesine dava açarlar ve hayvansever kılığındaki köpektapar tipleri ön saflara sürerler.

Gelelim konunun diğer ayakları olan CHP zihniyetine mensup vatandaşlar ve yurt dışında ikamet eden bir takım kişilere. Bu zihniyetteki kişilerin yaşlısı da genci de aynıdır aşırı alkol ve uyuşturucu madde tüketimine bağlı olarak beyinleri nöronların sinaps yapmayı durdurduğu tabiri caizse et beyinli kişilerdir. Bu güruh yukarda bahsetmiş olduğum Mama Lobisinden güç alarak somut hiçbir çözümü kabul etmez , genellikle söyledikleri şey ”hayvan dostlarımıza 5 yıldızlı barınaklar açarak ömürleri boyunca oralarda ikamet etmelerini sağlayalım.” veya ”patili dostlarımız da bizler gibi canlılar onlar da özgürce yaşamayı hak ediyorlar onları barınaklara kapatmak insanlık dışıdır , sokaklarda özgürce yaşamalılar , eğer patili dostlarımızı sinirlendirecek birşey yapıp onların size tepki vermesini sağladıysanız (bu kısım çok önemli ; bu güruh köpektaparlıkta son seviyedir bu kişilere göre köpekler sizlere durup dururken kesinlikle saldırmaz , siz mutlaka onları sinirlendirecek birşey yapmışsınızdır köpek de kendini koruma ihtiyacı hissetmiştir.)bu durumlara karşı yanınızda mama taşıyın eğer size hamle yapacak olursa ona mama verin.” safsatalarından başka birşey söyleyemezler. Buradan köpektaparlık yapan CHP zihniyetine sahip kişilere sesleniyorum.

Bir gün olsun orada yaşamak için herşeyi yapacağınız ABD de sokaklarda köpek var mı?

Çok sevdiğiniz , oranın milletinin kölelik yapmak pahasına gitmek istediğiniz Birleşik Krallık’ta sokaklarda köpek var mı?

Bir şekilde turist olarak gireyim de sonra geri dönmem kaçak yaşarım oralarda dediğiniz Avrupa ülkelerinde sokaklarda köpek var mı?

Tabii ki yok , fakat siz her konuda olduğu gibi bu konuda da milletimizin ayağına pranga oluyorsunuz , hem bireysel olarak , hem de kontrolünüzdeki belediyeler vasıtasıyla Mama Lobisi ile birlikte hareket edip sorunların çözümlerini engelliyorsunuz.

Son olarak yurtdışında ikamet edip de bu durumu destekleyenler var , sokaklarında bir tane köpek olmayan ABD , Birleşik Krallık , Avusturalya ve Avrupa’da yaşayan bazı gerizekalılar da sosyal medya üzerinde köpek çığırtkanlığı yapmaktadır. Sokak köpekleri barınaklara gitmesin diye var gücüyle sosyal medyada propaganda yapan bu kitleleri görünce insan gerçekten hayret ediyor. Sokakları tertemiz olan ve bir tane hayvanın sokakta olmadığı, olursa da belediye tarafından öldürüldüğü Avrupa’da yaşayıp Türkiye’de sokak hayvanları için çığırtkanlık yapmanın elle tutulur bir izahı yok. Sokak köpekleri her gün birilerini parçalıyorken küçük çocuklar bakkala bile gitmeye korkarken, koca adamlar köpekler tarafından saldırıya maruz kalırken köpeksiz Avrupa’nın temiz sokaklarında yaşayıp sokak hayvanları seviciliği yapmak operasyon çocukluğundan başka bir şey değildir.

Gelelim çözüm önerilerine… Köpektapar romantiklerin bu zamana kadar önerdiği çözümlerin ne kadar başarılı olduğunu gördük(bir muhitteki köpekler eğer ki şikayet edilirse kısa bir süreliğine barınağa al barınakta sözde kısırlaştır besle büyüt küpele sonra bir daha sokağa sal ; eğer ki o muhitteki köpekler şikayet edilmiyorsa zaten birşey yapmaya gerek yok ”patili”dostları orada özgürce yaşamaya devam etsin.). Sokaklardaki köpek sorunun tek çözümü ister kabul edin ister etmeyin tek çözümü 1910 , 1.Dünya Savaşı yılları ve 1932’de yapıldığı gibi köpeklerin tamamının öldürülmesidir. Romantikliğin alemi yok , sokaklardaki tüm köpeklerin canının değeri ; köpeklerden korktuğu için sokağa çıkamayan çocuklardan , köpekler tarafından saldırıya uğrayıp vücudunda kalıcı hasar kalmış insanlardan köpekler tarafından aile üyeleri sevdikleri çocukları parçalanan insanların yaşadıklarından daha değerli değildir. Buradan Reisimize, Devletimizin Başı , Ümmetin Lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çağrımız lütfen halk olarak bizim sesimizi duyması artık bu Mama Lobisi ve köpektapar tayfanın anırmalarını daha fazla dikkate almadan bu soruna kökten , tüm köpekleri bir daha çoğalmamak üzere itlaf ederek bir son vermesidir.

Yazıyı okuyan herkese selam olsun…